- Kesinlikle Soner Sarıkabadayı’nın yılıydı. Pop Erkek besteci ve solistleri arasında en fazla iki kategoriden söz edilebilir; Tarkan ve Serdar Ortaç kategorileri. İşte Soner Sarıkabadayı zoru başararak yeni bir kategori yarattı. Bu yıldan sonra onun taklitlerini izleyeceğiz artık. Ayrıca şarkılarını da çok beğendik kendisinin.
- Kadın Pop Şarkı yazar ve solistlerinin ana kategorisinin Sezen Aksu olduğunu düşünecek olursak tek alternatifi de “eller havaya” kategorisidir. İşte bu kategoride yaptıkları işlerle ve promosyon cıvıklıklarıyla kabak tadı veren Hande ve Demet Hanımların kendini tekrar ettiği yıldı. Burada kategori açma potansiyeline sahip tek isim de Sıla olarak gözüktü gözümüze…
- Popüler sanatçıların; sosyal medyanın önemini fark ettikleri yıldı. Önümüzdeki yıllarda işlerin; sadece kişiler, takipçileri ve arkadaş listeleri üzerinden gelişeceğini gördük.
- Facebook’un karizmasına karizma kattığı; Twitter’ın rüştünü ispatladığı: Wikileaks’in ise bilgiyle ilgili algı ayarlarımızla oynadığı yıldı.
- “Anadolu’nun Kayıp Şarkıları” adlı belgesel filmin sponsor ve oynayacak salon bulmakta zorlandığı yıldı. Türkiye’nin etnik ve müzikal zenginliğine; yüzyıllardır uyum içinde yaşayan kardeş halkların türkülerine yine teğet geçtik.
- U2 İstanbul Konseri’nin çeşitli spekülasyonlara rağmen, gelmiş geçmiş en önemli kitle konseri olarak İstanbul’un hafızasına kazındığı yıldı. Ama Atatürk Olimpiyat Stadı’na gitmek mi zor dönmek mi karar veremedik.
- Şehrin göbeğinde; bir metalci gencin rüyasında görse inanamayacağı büyüklükte bir stadyum festivali izlediği yıldı. Sonisphere İstanbul; yıllarca hor görülen rock ve metal aleminin intikamı gibiydi. Çıtayı da epey yükseltti.
- maNga’nın; MTV ve Eurovision başarılarından sonra “Avrupa’da bir Türk grubu ilk kez olacak galiba” dedirttiği yıldı.
- Türk Filmleri açısından azınlıkların izlediği “Çoğunluk”, haksız eleştirilere maruz kalan “Yahşi Batı” ve biraz da “Vay Arkadaş/Manik Tik Dildo”nun yılıydı. “Romantik Komedi” ve “Eyyvah Eyvah” bir miktar eğlendirdi. “Prensesin Uykusuyum” biraz geç kaldı.
- Hem kitabı, hem sinema filmi göz dolduran üç eser “Sosyal Ağ”, “Ejderha Dövmeli Kız” ve “Ye, Dua Et, Sev”in kazandıkları başarıyı hak ettikleri yıldı. Yeni “Matrix” bekliyorken “Inception” fos çıktı. Keza “Paranormal Activity”lerde hiç korkmadık.
- “Öyle Bir Geçer Zaman ki” ve “Behzat Ç”; benim için onların yılıydı.
- Fazıl Say’ın arabeske “yavşak” dediği, daha sonra o kelimeyi kullandığına pişman olduğu yıldı. Sonra bu magazin konvoyuna Haluk Bilginer de katıldı. Hiçbir yılın gündemini bu kadar meşgul etmez dilerim bundan sonra bit yavruları…
- Okan Bayülgen’in krallığı abarttığı, Beyaz’ın kendini tekrarladığı; “Komedi Dükkanı” ve “Bir Kadın Bir Erkek”in yerini perçinlediği, “Heberler”in hayatımıza renk kattığı; Nihal Yalçın’ın yeni komik kadın olarak, “geliyorum” sinyalleri verdiği bir yıldı.
- Türk Rock’ının yenileri; Multitap, TNK, Kaçak ve 110’un yılıydı.
- DOT’un tüm oyunlarını ilgiyle izlediğimiz; 123 adlı şahane grubu tekrar tekrar keşfettiğimiz; romanlar ülkesinde müthiş öykü kitapları yazan Yekta Kopan’ı “Bir de Baktım Yoksun’la takdir ettiğimiz yıldı.
- Tarkan’ın, Sertab Erener’in, Athena’nın, Eminem’in çok önemli “geri dönüş” albümleri yaptığı, Redd’in kendini bulduğu bir yıldı.
- iPhone ve iPad fetişizminin tavan yaptığı; Blackberry’nin kendini aştığı, cep telefonu uygulamalarının öneminin anlaşıldığı; Türk radyolarının kendi resmi uygulamalarını yapmayı yine beceremediği bir yıldı.
- Eğlenmek için Mini Müzikhol’e, 11.11’e, Eelence’ye, Nublu’ya, Flavio by Lokal’e, Offpera’ya gittiğimiz; Jash’ın, Mimolett’in, X’in, Münferit’in yemeklerine saygı duyduğumuz bir yıldı.
- İstanbul’un Kültür Başkenti olduğu yıldı. Aynı yıl; Emek Sineması az daha AVM oluyordu; AKM kaderine terk edilmiş bir şekilde Taksim’in göbeğinde duruyordu ve Haydarpaşa Garı cayır cayır yanıyordu…
Manga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Aralık 2010 Cuma
2010; takstar özetliyor...
yaftaları
123,
anadolu'nun kayip sarkilari,
behzat c,
cem yilmaz,
dot,
fazil say,
kacak,
Manga,
multitap,
oyle bir gecer zaman ki,
sertab erener,
sila,
soner sarikabadayi,
tarkan,
yekta kopan
Bence 2010/Kişisel liste
2010 TOLGA’NIN BEĞENDİKLERİ
(Sıralama yok)
Sertab Erener/ Rengarenk
Athena /Pis
Şebnem Ferah/ Benim Adım Orman (2009 Aralık)
Tarkan/ Adımı Kalbine Yaz
Soner Sarıkabadayı /Sadem
Multitap/ Takım Oyunu
Kaçak/ Silahlı ve Tehlikeli
110/Sıfır
TNK/Söyle Ruhum
123/Aksel (2009 Aralık)
Ceylan Ertem/Soluk
Melis Danişmend/Daha Az Renk
Redd/Prensesin Uykusuyum
İKİ ÇİFT LAF ETMEK İSTEDİKLERİ
Mor ve Ötesi/ Masumiyetin Ziyan Olmaz (Grubun en iyi albümlerinden biri diyemem. Ama çok daha fazla ilgiyi hak ediyordu; zamanla anlaşılacağını düşünüyorum.)
Emre Aydın/ Kağıt Evler (Aslında sound olarak Emre Aydın kariyerinin dönüm noktalarından olacaktır. Ben Emre Aydın’ın bu ağlak halden, aynı kadına yazılan loser adam şarkılarından yavaş yavaş uzaklaşacağını ve asıl şarkı yazarlığını o zaman göreceğimizi düşünüyorum.)
Gripin/ MS 05.03 (Gripin’in kendi miladı olarak gördüğü bu albüm aslında grup için bir devrin kapanışı gerçekten. Kitleselleşme anlamında olumlu bir adım gibi görünen bu değişiklik eski Gripin severler için biraz hayal kırıklığı. Şimdi Gripin, daha fazla insan tarafından tanınan ve pop tarafı ağır basan bir pop-rock grubu. Üstelik “Durma Yağmur” şarkısı yüzünden Emre Aydın’la araları da bozuldu. İyi dostlardı, üzüldüm.
maNga (Grup bildiği yolda tam gaz devam ediyor. MTV ve Eurovision başarıları sonrası sürekli çalışan grup Avrupa’da sesini duyurmaya gerçekten müsait belki de tek Türk grubu şu dönemde. Ben yürekten inanıyorum bunu başaracaklarına. Grubun gitaristi “Guitar Player” Dergisi’nin hall of fame’ine çıkacak duruma geldiyse grup oralarda artık tanınıyor demektir.)
yaftaları
110,
123,
athena,
emre aydin,
gripin,
kacak,
Manga,
melis danismend,
mor ve ötesi,
multitap,
redd,
sebnem ferah,
sertab erener,
soner sarikabadayi,
tarkan,
tnk
13 Aralık 2010 Pazartesi
Gazetelerin Yılbaşı Partileri ve maNga haberleri
Gazete çalışanları için; teknik elemanından ulaştırmasına; temizlik görevlisinden aşçısına ve tabii muhabirine, yazarına güzel bir toplaşma sebebidir yılbaşı partileri. Yenilir, içilir, dans edilir; sonrasında sarhoş olunur; daha ayık bir arkadaş sizi paketleyip servise bindirir.
Eskiden daha bir eğlenceli, şaşaalı geçerdi bu partiler; son yıllarda sanki çalışanların da ilgisi azaldı. Bu sebeple kurumsal iletişim departmanlarında çalışan arkadaşlarımız hangi ünlü sanatçıyı, grubu getiririz diye kafa patlatmaya başladılar.
Bu yıl ilk parti haberi Hürriyet'ten geldi. 27 Aralık'ta yine HMT'de; geleneksel kokteylden sonra Eski Baskı Holü'nde maNga ile birlikte kutlayacak gazete çalışanları yeni yılı... Diğer gazetelerin parti haberleri de gelmeye başlar yakında.
maNga demişken grup yarın çok özel bir konser için (14 Aralık) 21.30'da Babylon sahnesinde olacak. Bu arada, grup geçtiğimiz günlerde İTÜ'den "Sosyal Medyayı En İyi Kullanan Grup" Ödülü aldı. Bence hak ettiler. Hem ayrı ayrı; hem de maNga olarak internet alemine son derece hakim çocuklar.
Yine maNga hayranlarını ilgilendireceğini düşündüğüm bir haber daha var. Grubun Şehr-i Hüzün albümü plak formatında sınırlı sayıda basıldı. Plağa nasıl sahip olacağınızı anlamak için Facebook'tan Tobee adlı uygulamayı arattırıp kullanmaya başlayabilirsiniz. 1000 puan toplayana plak hediye ediliyormuş. Nasıl topluyorsunuz o kadarını bilmiyorum :) Ama o plağı alıp bir imza gününde gruba imzalatmayı becerirseniz; ilerleyen yıllarda acaip değerli bir parça olacağı kesin.
Son haberim ise mor ve ötesi-maNga Konseri... 19 Aralık'ta Bostancı Gösteri Merkezi'nde saat 18.00'de maNga; 20.00'de ise MVÖ sahne alacak. Bilet fiyatları da uygun, biletix'ten alabilirsiniz.
Türkçe rock'ın bu iki önemli kitle grubunu bir arada izlemek özel bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum.
"Ben önce çıkarım, en son ben çıkarım; ben daha büyük grubum, hayır ben daha kıdemliyim" gibi tartışmalara meydan vermeden; rock'n roll gönüllü ve birbirini de çok seven bu iki grubun bir araya geldiği bu konsere gidin derim ben.
Eskiden daha bir eğlenceli, şaşaalı geçerdi bu partiler; son yıllarda sanki çalışanların da ilgisi azaldı. Bu sebeple kurumsal iletişim departmanlarında çalışan arkadaşlarımız hangi ünlü sanatçıyı, grubu getiririz diye kafa patlatmaya başladılar.
Bu yıl ilk parti haberi Hürriyet'ten geldi. 27 Aralık'ta yine HMT'de; geleneksel kokteylden sonra Eski Baskı Holü'nde maNga ile birlikte kutlayacak gazete çalışanları yeni yılı... Diğer gazetelerin parti haberleri de gelmeye başlar yakında.
maNga demişken grup yarın çok özel bir konser için (14 Aralık) 21.30'da Babylon sahnesinde olacak. Bu arada, grup geçtiğimiz günlerde İTÜ'den "Sosyal Medyayı En İyi Kullanan Grup" Ödülü aldı. Bence hak ettiler. Hem ayrı ayrı; hem de maNga olarak internet alemine son derece hakim çocuklar.
Yine maNga hayranlarını ilgilendireceğini düşündüğüm bir haber daha var. Grubun Şehr-i Hüzün albümü plak formatında sınırlı sayıda basıldı. Plağa nasıl sahip olacağınızı anlamak için Facebook'tan Tobee adlı uygulamayı arattırıp kullanmaya başlayabilirsiniz. 1000 puan toplayana plak hediye ediliyormuş. Nasıl topluyorsunuz o kadarını bilmiyorum :) Ama o plağı alıp bir imza gününde gruba imzalatmayı becerirseniz; ilerleyen yıllarda acaip değerli bir parça olacağı kesin.
Son haberim ise mor ve ötesi-maNga Konseri... 19 Aralık'ta Bostancı Gösteri Merkezi'nde saat 18.00'de maNga; 20.00'de ise MVÖ sahne alacak. Bilet fiyatları da uygun, biletix'ten alabilirsiniz.
Türkçe rock'ın bu iki önemli kitle grubunu bir arada izlemek özel bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum.
"Ben önce çıkarım, en son ben çıkarım; ben daha büyük grubum, hayır ben daha kıdemliyim" gibi tartışmalara meydan vermeden; rock'n roll gönüllü ve birbirini de çok seven bu iki grubun bir araya geldiği bu konsere gidin derim ben.
3 Ağustos 2010 Salı
Rock Tatili Sert Olur!
Şöyle ağız tadıyla bir ‘rock tatili’ yapma arzusu içinde geçen hafta Foça İngiliz Burnu’nun yolunu tuttuk. Uzun süredir bu tip aksiyonların benden geçtiğini düşünmekteydim ancak bu satırlar yazılırken festivalin dördüncü günündeyiz ve hala aslanlar gibi ayaktayım.
Rock Tatili Foça 2010
Yükleyen admclk. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!
İşte Foça Rock Tatili not defteri:
1) Foça da çok sıcak ama nem İstanbul’daki kadar rahatsız etmiyor.
2) Foça halkını alnından öpmek lazım. ‘Rock tatilindeyiz, neden gündüz vakti bira içip coşmuyoruz?’ diye düşünen onca çılgın rock’çı arkadaşın bütün taşkınlıklarına sempatiyle karşılık verdiler.
3) Geçen yıla damgasını vuran aşırı rüzgar bu yıl katılımcıların ve müzisyenlerin başını çok ağrıtmadı.
4) Öte yandan katılım geçen yıla göre daha az. Bu; potansiyel müşterinin harçlığını Sonisphere Festivali’ne ayırmasıyla ilgili de olabilir. Ancak geçen yılı referans alarak bu yıl gelmeyenler varsa çok şey kaçırdılar.
5) Festival alanında iki sahne vardı. Ancak, alanın fiziki koşulları gereği birbirlerine fazla yakındılar. Yiyecek, içecek fiyatları gayet uygundu, herkes memnun kaldı.
6) MySpace Sahnesi’nde izlediğimiz grupların büyük bölümü genç yetenek kıvamındaydı. Ama verilen oylar sonucunda o sahneye çıkma fırsatını elde ettikten sonra neden cover (icra) ağırlıklı söylerler orasını da anlamakta zorlanıyorum. Kolayına kaçmamak lazım; kendi şarkını söylesene birader... Ya da kendi şarkısı olanı mı çıkarmak lazım acaba sahneye?
7) İlk gün Çilekeş’ten sonra sahne alan Kurban’ın solisti Deniz; gözü açılmamış küfürler etti sahneden. Bir rock’n roll solistinin kızgın olmasında bir gariplik yok ama küfürler çok ağırdı ve herkes dondu kaldı.
8) İlk gün çıkan UDO ve ikinci günün yıldızı WASP bizi farklı diyarlara götürdü. WASP ekibinin otel beğenmemesi ve üç otel değiştirmesi de o güne damgasını vurdu. Sahneyi ve ortamı beğenmedilerse kendi bilecekleri iş...
9) Moğollar’ı, Erkin Koray’ı çok seviyoruz. Ama dipnot olarak: Erkin Baba o güzel şarkıları artık sapasağlam çalmalı sahnede. “Tek rakibim Mick Jagger” dedi ama Kurtalan Ekspres’in Ahmet Güvenç’inin desteği olmasa iş sarpa sarabilir. Keza Moğollar için de söyleyeceğim şu: Küçücük kaldı grup; şahanesiniz, ağabeylerimizsiniz ama siz yol göstereceksiniz genç gruplara, mesele sahnede slogan atmaktan ibaret değil. İşin müzik kısmı biraz unutuluyor gibi... Ben yıllardır aynı Moğollar’ı seyrediyorum.
10) Yüksek Sadakat altı yıllık Rock Tatili’nin her ayağında sahne almış. Bilmiyordum. İlk yıl gözümle görmüştüm, yuhalamışlardı. Şimdi meseleyi algılamış gördüm rock tatilcilerini... Yüksek Sadakat iyi grup...
11) Duman, bildiğiniz gibiydi ama daha bir olgundu Kaan Tangöze; baba olma ruh halinden mi? Bir de Cengiz Baysal’ın Duman’a kattığı değeri bir kez daha anladım.
12) Son gün Acil Servis'in performansı çok başarılıydı.. Ogün Sanlısoy bildiğiniz gibiydi. Sahneye çıkmakta geç kalan maNga kitle tarafından yuhalandı önce. Ancak grup performansıyla durumu gayet iyi toparladı. Yeni İngilizce şarkılarını çaldılar, açıkçası hiç beğenmedim.
Rock Tatili Foça 2010
Yükleyen admclk. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!
İşte Foça Rock Tatili not defteri:
1) Foça da çok sıcak ama nem İstanbul’daki kadar rahatsız etmiyor.
2) Foça halkını alnından öpmek lazım. ‘Rock tatilindeyiz, neden gündüz vakti bira içip coşmuyoruz?’ diye düşünen onca çılgın rock’çı arkadaşın bütün taşkınlıklarına sempatiyle karşılık verdiler.
3) Geçen yıla damgasını vuran aşırı rüzgar bu yıl katılımcıların ve müzisyenlerin başını çok ağrıtmadı.
4) Öte yandan katılım geçen yıla göre daha az. Bu; potansiyel müşterinin harçlığını Sonisphere Festivali’ne ayırmasıyla ilgili de olabilir. Ancak geçen yılı referans alarak bu yıl gelmeyenler varsa çok şey kaçırdılar.
5) Festival alanında iki sahne vardı. Ancak, alanın fiziki koşulları gereği birbirlerine fazla yakındılar. Yiyecek, içecek fiyatları gayet uygundu, herkes memnun kaldı.
6) MySpace Sahnesi’nde izlediğimiz grupların büyük bölümü genç yetenek kıvamındaydı. Ama verilen oylar sonucunda o sahneye çıkma fırsatını elde ettikten sonra neden cover (icra) ağırlıklı söylerler orasını da anlamakta zorlanıyorum. Kolayına kaçmamak lazım; kendi şarkını söylesene birader... Ya da kendi şarkısı olanı mı çıkarmak lazım acaba sahneye?
7) İlk gün Çilekeş’ten sonra sahne alan Kurban’ın solisti Deniz; gözü açılmamış küfürler etti sahneden. Bir rock’n roll solistinin kızgın olmasında bir gariplik yok ama küfürler çok ağırdı ve herkes dondu kaldı.
8) İlk gün çıkan UDO ve ikinci günün yıldızı WASP bizi farklı diyarlara götürdü. WASP ekibinin otel beğenmemesi ve üç otel değiştirmesi de o güne damgasını vurdu. Sahneyi ve ortamı beğenmedilerse kendi bilecekleri iş...
9) Moğollar’ı, Erkin Koray’ı çok seviyoruz. Ama dipnot olarak: Erkin Baba o güzel şarkıları artık sapasağlam çalmalı sahnede. “Tek rakibim Mick Jagger” dedi ama Kurtalan Ekspres’in Ahmet Güvenç’inin desteği olmasa iş sarpa sarabilir. Keza Moğollar için de söyleyeceğim şu: Küçücük kaldı grup; şahanesiniz, ağabeylerimizsiniz ama siz yol göstereceksiniz genç gruplara, mesele sahnede slogan atmaktan ibaret değil. İşin müzik kısmı biraz unutuluyor gibi... Ben yıllardır aynı Moğollar’ı seyrediyorum.
10) Yüksek Sadakat altı yıllık Rock Tatili’nin her ayağında sahne almış. Bilmiyordum. İlk yıl gözümle görmüştüm, yuhalamışlardı. Şimdi meseleyi algılamış gördüm rock tatilcilerini... Yüksek Sadakat iyi grup...
11) Duman, bildiğiniz gibiydi ama daha bir olgundu Kaan Tangöze; baba olma ruh halinden mi? Bir de Cengiz Baysal’ın Duman’a kattığı değeri bir kez daha anladım.
12) Son gün Acil Servis'in performansı çok başarılıydı.. Ogün Sanlısoy bildiğiniz gibiydi. Sahneye çıkmakta geç kalan maNga kitle tarafından yuhalandı önce. Ancak grup performansıyla durumu gayet iyi toparladı. Yeni İngilizce şarkılarını çaldılar, açıkçası hiç beğenmedim.
yaftaları
duman,
erkin koray,
foca,
Manga,
mogollar,
myspace,
poem organizasyon,
rock tatili,
udo,
wasp,
yuksek sadakat,
zeytinli
9 Haziran 2010 Çarşamba
BEKLENTİ MÜZİĞİ ÖLDÜRÜR
Geçtigimiz pazar günü Milliyet Cadde'de yayınlanan Sertab Erener röportajım. Sektör ve internet üzerine sıkı değerlendirmeler var, belki gözünüzden kaçmıştır...
Türkiye’nin birçok önemli kadın vokalinin nostalji albümleri yaptığı şu dönemde kendi bestelerini de söylediğin yepyeni bir albüm yaptın... Müzik piyasası bu durumdayken, senin cesaretin nerden geliyor?
Müzik zorda. Bir darboğazdan geçiyoruz, ciddi değişimler yaşanıyor ve bu maalesef bize denk geldi. Müzik tarihçileri buna bir isim koyacaklar bir süre sonra. Ama bu; global MTV anlayışının sonudur! Büyük şirketler küçüldü, işler daha bireysel bir noktaya geldi. Herkes “ben evimde kendi başıma müzik üretebilirim” gibi yanlış bir kanıya kapıldı ki bence müziği öldüren de bu. Müzik, insanların gözündeki değerini yitirdi. Bu nereye gidecek onu bilmiyorum. Durum her ne olursa olsun işini iyi yapanların ayakta kalacağını düşünüyorum, cesaretim bundan.
Sence İzel’in, Işın Karaca’nın, Göksel’in yaptığı gibi sektörün beklentileri doğrultusunda nostalji albümleri yapmak müzisyen olarak onlara uzun vadede fayda sağlayacak mı?
Sağlamayacak belki… Ama Ajda’ya bakıyorsun; onun da arabesk şarkılar söylediği bir dönem var. Sektörün beklentisi farklı olabiliyor. Bu insanları “yorumcu” gibi de değerlendirmek lazım. O insanlar sadece şarkı söylemek isteyebilir, arada nefes almak isteyebilir. Kendi ürettiğin şeyden de bir süre sonra sıkılabilirsin.
Sen öyle yapmadın. Kabul etmiyorsun ama bence kendi albümlerinin prodüktörü olmak istemenin nedeni de bu…
Doğru söylüyorsun, kendi şarkılarımı söylemek istedim. Bunları ben de sorguluyorum. Amatör başlıyorsun bu işe, sonra hayatını adıyorsun müziğe ve şanslıysan sonunda gelir kaynağın da o oluyor. Müzik gelir kaynağın olunca müzikten bir beklenti içine girmiş oluyorsun ister istemez. İşin içine beklenti girince müziği sevmeden yapmak durumunda mı kalıyoruz acaba? Olabildiğince özgürleşip eski amatör hissimle, hiçbir beklenti içine girmeden üretebilmek istiyorum. Ama hayatını da devam ettirmek lazım… İşte o matematiği kurmak istiyorum.
Son albümün “Rengarenk” bu amaca hizmet edecek mi?
Büyük bir şans benim için “Rengarenk”… Bundan önce bir tek “Sertab Gibi” albümümde bunu hissetmiştim. Şans, çünkü albüm yapmak son derece sinir bozucu bir süreç. O kısa zaman diliminde bir iş çıkartmak zorundasın. Kimya tutacak ve ortaya iyi bir iş çıkacak. Bu her zaman olmayabilir. Bu albümde işler tıkırında gittiği için şanslı hissediyorum kendimi.
Internetin dayatmasıyla birlikte aslolan artık şarkı değil mi? Neden albüm yapmakta direniyorsun?
Ortada duran bir yapı var, o direniyor. Aslında müziği üretenler de müziği satın alanlar da bu değişime hazır. Şarkıya odaklanmak gerekiyor. Bir albümü en az 10 şarkı ile yapmak gerekiyor gibi klişeler değişiyor, değişmek zorunda. Niye 10 şarkı yahu? Eskiden bir oyun vardı ve bunu oynuyorduk. Ama bu oyun bozuldu. Sistem de direnemeyecek sanıyorum daha fazla.
Albüme adını veren “Rengarenk”in; “Poşet”, “Sopa”, “Sevdanın Vuruşu” gibi yaz şarkıları arasında şansı nedir, bir şansı olması gerekir mi?
“Rengarenk” yaz şarkısı olur mu bilmiyorum. Çıkışım farklı bir şarkı biliyorsun; “Koparılan Çiçekler”. Demir’le “Slumdog Millionnaire”e gitmiştik, o filmin müziklerinden “Ringa Ringa” çok hoşumuzu gitti. Kafamda bir yere attım bunu. Sonra albümü yaparken birden aklıma geldi. Bundan bir pop şarkısı çıkar mı dedim. Üzerinde epey çalıştık Mustafa Ceceli’yle. Sonra nakarattaki “Ringa Ringa” yerine hangi sözü yazmalıyım diye kara kara düşünürken aklıma Nil’i (Karaibrahimgil) aramak geldi. Nil her zamanki yaratıcılığıyla “Rengarenk”in sözlerini yazdı. Benim yaptığım işler açısından “Kumsalda”, “Zor Kadın” kulvarında. Ama ben bunu insanlar Reina’da, beach’lerde eller havaya dans etsin diye yapmadım.
Demir Demirkan’la müzikal birlikteliğiniz iki prodüktör ortak olarak istediğiniz noktaya geldi mi?
Biz bambaşka müzikal geçmişlerden geliyoruz. O rock’ n roll yaparken ben Maria Callas dinliyordum. Müzikal yolculuğumuz; farklı gelişmiş olmasına rağmen; “Sertab Gibi” de aşkla, özgürce yaşadığımız şey, bu iki geçmişin aynı potada erimesiydi. Ve o zaman fark ettik ki ikimizden enteresan bir kimya çıkıyor. Kimya falan derken şirketimizin adını da Simya koyduk. Şirket bunun ilk aşamasıydı. Şimdi yurtdışında “Painted On Water” projesiyle ikinci aşamaya taşımaya çalışıyoruz bu kimyayı.
Nedir Painted On Water?
Çok emek ve para harcadık bu işe. Elinde sihirli bir değneğin yok ki; bir anda dünya müzisyeni olamıyorsun. Kendi kimliklerimizi yok etmeden grup mantığıyla yurtdışında konser yapabilmek için uğraşıyoruz.
Eurovision’da kazandığınız başarı birçok insanın zihnindeki önyargıyı yıktı. Birinci olduktan sonra dünya kariyerini doğru yönetebildiğini düşünüyor musun? Belki maNga da feyz alır…
Bana bu soruyu iki yıl önce sorsaydın çok farklı bir cevap verirdim. Ama şimdiki aklımla cevabım farklı olacak. Eurovision çok büyük bir ritüel. 150 milyon insanın izlediği popülerliğini yitirmeyen önemli bir platform. Ayrıca çok da eğlenceli bir hadise; bu keyfi çıkararak yarışmak lazım, bu bir dünya oyunu. Ben öyle bakmayı becerememiştim. Buna bir Sertab başarısı olarak baktım, kişisel gördüm. Şunu da diyemedim: “arkadaşlar benden MTV karakteri olmaz bu saatten sonra”. Benden; kendi dilinde dünya müziği kategorisinde şarkılar söyleyecek bir kadın yaratmak mümkün olsaydı o zaman; her şey bambaşka olabilirdi. Aradan yedi yıl geçti şimdi kendimden emin biçimde bunu hayal ediyorum…
Internette sosyal medya ortamlarında da varsın. Oradaki duruşundan memnun musun?
Sosyal medya çok zorlu bir mesele. Orada olduğun zaman son derece şeffaf da olmalısın. Ama insanlar bir garip. İçinden geleni söyleyemiyorsun, herkes başka yöne çekiyor. Ben mesela farkında olmadan Twitter kraliçesi olmuşum. 52 bin civarı takipçim varmış ve çok önemli bir şeymiş. Ben bunun için bir şey yapmadım. Neredeyse bütün sosyal medya alanlarında varım ama nasıl yöneteceğimi bilmiyorum. Fan’ları örgütlemek çok önemli, tüm dünyada bu böyle. Şu an Twitter ile müziği nasıl buluştururum diye kafa patlatıyorum ve albümün ilk konserinde bu anlamda bir sürprizim olacak.
Söz konserden açılmışken, konser takvimi nedir?
Tahmin edebileceğin gibi temmuz boyunca sahil şeridindeyiz. Görüşmeler sürüyor. Öte yandan iyi bir konser prodüksiyonu çok pahalı bir şey. Bu sponsor kapısı çalma meselesi beni o kadar yoruyor ki… Herkes sponsor arıyor, çünkü iyi bir konser yapabilmek için sponsor şart. Belediyeler, sağ olsunlar insanları halk konserlerine alıştırdılar. İnsanlar, konseri çekirdek çiterek bedava izlenecek bir şey sanmaya başladılar. Ama dünya standartlarında konserler yapabilmek için finansmana ihtiyaç var.
Yarın piyasaya çıkacak “Rengarenk”i, dinleyici Sertab da beğendi mi?
Albümün içinde tek bir dil yok, değişik ruh halleri var. Bu albümün farkı da bu olacaktır. Adı o yüzden “Rengarenk”. Birazcık “Sertab Gibi” tadında birazcık “Kumsalda” tadında, biraz Sezen tadında… Her albümde bir şeyi “tekrar edeyim” istiyorum o anlamda “İkimiz Bir Fidanın” var. Elimin kolumun uzandığı ne kadar yer varsa onların toplamı gibi “Rengarenk”…
Türkiye’nin birçok önemli kadın vokalinin nostalji albümleri yaptığı şu dönemde kendi bestelerini de söylediğin yepyeni bir albüm yaptın... Müzik piyasası bu durumdayken, senin cesaretin nerden geliyor?
Müzik zorda. Bir darboğazdan geçiyoruz, ciddi değişimler yaşanıyor ve bu maalesef bize denk geldi. Müzik tarihçileri buna bir isim koyacaklar bir süre sonra. Ama bu; global MTV anlayışının sonudur! Büyük şirketler küçüldü, işler daha bireysel bir noktaya geldi. Herkes “ben evimde kendi başıma müzik üretebilirim” gibi yanlış bir kanıya kapıldı ki bence müziği öldüren de bu. Müzik, insanların gözündeki değerini yitirdi. Bu nereye gidecek onu bilmiyorum. Durum her ne olursa olsun işini iyi yapanların ayakta kalacağını düşünüyorum, cesaretim bundan.
Sence İzel’in, Işın Karaca’nın, Göksel’in yaptığı gibi sektörün beklentileri doğrultusunda nostalji albümleri yapmak müzisyen olarak onlara uzun vadede fayda sağlayacak mı?
Sağlamayacak belki… Ama Ajda’ya bakıyorsun; onun da arabesk şarkılar söylediği bir dönem var. Sektörün beklentisi farklı olabiliyor. Bu insanları “yorumcu” gibi de değerlendirmek lazım. O insanlar sadece şarkı söylemek isteyebilir, arada nefes almak isteyebilir. Kendi ürettiğin şeyden de bir süre sonra sıkılabilirsin.
Sen öyle yapmadın. Kabul etmiyorsun ama bence kendi albümlerinin prodüktörü olmak istemenin nedeni de bu…
Doğru söylüyorsun, kendi şarkılarımı söylemek istedim. Bunları ben de sorguluyorum. Amatör başlıyorsun bu işe, sonra hayatını adıyorsun müziğe ve şanslıysan sonunda gelir kaynağın da o oluyor. Müzik gelir kaynağın olunca müzikten bir beklenti içine girmiş oluyorsun ister istemez. İşin içine beklenti girince müziği sevmeden yapmak durumunda mı kalıyoruz acaba? Olabildiğince özgürleşip eski amatör hissimle, hiçbir beklenti içine girmeden üretebilmek istiyorum. Ama hayatını da devam ettirmek lazım… İşte o matematiği kurmak istiyorum.
Son albümün “Rengarenk” bu amaca hizmet edecek mi?
Büyük bir şans benim için “Rengarenk”… Bundan önce bir tek “Sertab Gibi” albümümde bunu hissetmiştim. Şans, çünkü albüm yapmak son derece sinir bozucu bir süreç. O kısa zaman diliminde bir iş çıkartmak zorundasın. Kimya tutacak ve ortaya iyi bir iş çıkacak. Bu her zaman olmayabilir. Bu albümde işler tıkırında gittiği için şanslı hissediyorum kendimi.
Internetin dayatmasıyla birlikte aslolan artık şarkı değil mi? Neden albüm yapmakta direniyorsun?
Ortada duran bir yapı var, o direniyor. Aslında müziği üretenler de müziği satın alanlar da bu değişime hazır. Şarkıya odaklanmak gerekiyor. Bir albümü en az 10 şarkı ile yapmak gerekiyor gibi klişeler değişiyor, değişmek zorunda. Niye 10 şarkı yahu? Eskiden bir oyun vardı ve bunu oynuyorduk. Ama bu oyun bozuldu. Sistem de direnemeyecek sanıyorum daha fazla.
Albüme adını veren “Rengarenk”in; “Poşet”, “Sopa”, “Sevdanın Vuruşu” gibi yaz şarkıları arasında şansı nedir, bir şansı olması gerekir mi?
“Rengarenk” yaz şarkısı olur mu bilmiyorum. Çıkışım farklı bir şarkı biliyorsun; “Koparılan Çiçekler”. Demir’le “Slumdog Millionnaire”e gitmiştik, o filmin müziklerinden “Ringa Ringa” çok hoşumuzu gitti. Kafamda bir yere attım bunu. Sonra albümü yaparken birden aklıma geldi. Bundan bir pop şarkısı çıkar mı dedim. Üzerinde epey çalıştık Mustafa Ceceli’yle. Sonra nakarattaki “Ringa Ringa” yerine hangi sözü yazmalıyım diye kara kara düşünürken aklıma Nil’i (Karaibrahimgil) aramak geldi. Nil her zamanki yaratıcılığıyla “Rengarenk”in sözlerini yazdı. Benim yaptığım işler açısından “Kumsalda”, “Zor Kadın” kulvarında. Ama ben bunu insanlar Reina’da, beach’lerde eller havaya dans etsin diye yapmadım.
Demir Demirkan’la müzikal birlikteliğiniz iki prodüktör ortak olarak istediğiniz noktaya geldi mi?
Biz bambaşka müzikal geçmişlerden geliyoruz. O rock’ n roll yaparken ben Maria Callas dinliyordum. Müzikal yolculuğumuz; farklı gelişmiş olmasına rağmen; “Sertab Gibi” de aşkla, özgürce yaşadığımız şey, bu iki geçmişin aynı potada erimesiydi. Ve o zaman fark ettik ki ikimizden enteresan bir kimya çıkıyor. Kimya falan derken şirketimizin adını da Simya koyduk. Şirket bunun ilk aşamasıydı. Şimdi yurtdışında “Painted On Water” projesiyle ikinci aşamaya taşımaya çalışıyoruz bu kimyayı.
Nedir Painted On Water?
Çok emek ve para harcadık bu işe. Elinde sihirli bir değneğin yok ki; bir anda dünya müzisyeni olamıyorsun. Kendi kimliklerimizi yok etmeden grup mantığıyla yurtdışında konser yapabilmek için uğraşıyoruz.
Eurovision’da kazandığınız başarı birçok insanın zihnindeki önyargıyı yıktı. Birinci olduktan sonra dünya kariyerini doğru yönetebildiğini düşünüyor musun? Belki maNga da feyz alır…
Bana bu soruyu iki yıl önce sorsaydın çok farklı bir cevap verirdim. Ama şimdiki aklımla cevabım farklı olacak. Eurovision çok büyük bir ritüel. 150 milyon insanın izlediği popülerliğini yitirmeyen önemli bir platform. Ayrıca çok da eğlenceli bir hadise; bu keyfi çıkararak yarışmak lazım, bu bir dünya oyunu. Ben öyle bakmayı becerememiştim. Buna bir Sertab başarısı olarak baktım, kişisel gördüm. Şunu da diyemedim: “arkadaşlar benden MTV karakteri olmaz bu saatten sonra”. Benden; kendi dilinde dünya müziği kategorisinde şarkılar söyleyecek bir kadın yaratmak mümkün olsaydı o zaman; her şey bambaşka olabilirdi. Aradan yedi yıl geçti şimdi kendimden emin biçimde bunu hayal ediyorum…
Internette sosyal medya ortamlarında da varsın. Oradaki duruşundan memnun musun?
Sosyal medya çok zorlu bir mesele. Orada olduğun zaman son derece şeffaf da olmalısın. Ama insanlar bir garip. İçinden geleni söyleyemiyorsun, herkes başka yöne çekiyor. Ben mesela farkında olmadan Twitter kraliçesi olmuşum. 52 bin civarı takipçim varmış ve çok önemli bir şeymiş. Ben bunun için bir şey yapmadım. Neredeyse bütün sosyal medya alanlarında varım ama nasıl yöneteceğimi bilmiyorum. Fan’ları örgütlemek çok önemli, tüm dünyada bu böyle. Şu an Twitter ile müziği nasıl buluştururum diye kafa patlatıyorum ve albümün ilk konserinde bu anlamda bir sürprizim olacak.
Söz konserden açılmışken, konser takvimi nedir?
Tahmin edebileceğin gibi temmuz boyunca sahil şeridindeyiz. Görüşmeler sürüyor. Öte yandan iyi bir konser prodüksiyonu çok pahalı bir şey. Bu sponsor kapısı çalma meselesi beni o kadar yoruyor ki… Herkes sponsor arıyor, çünkü iyi bir konser yapabilmek için sponsor şart. Belediyeler, sağ olsunlar insanları halk konserlerine alıştırdılar. İnsanlar, konseri çekirdek çiterek bedava izlenecek bir şey sanmaya başladılar. Ama dünya standartlarında konserler yapabilmek için finansmana ihtiyaç var.
Yarın piyasaya çıkacak “Rengarenk”i, dinleyici Sertab da beğendi mi?
Albümün içinde tek bir dil yok, değişik ruh halleri var. Bu albümün farkı da bu olacaktır. Adı o yüzden “Rengarenk”. Birazcık “Sertab Gibi” tadında birazcık “Kumsalda” tadında, biraz Sezen tadında… Her albümde bir şeyi “tekrar edeyim” istiyorum o anlamda “İkimiz Bir Fidanın” var. Elimin kolumun uzandığı ne kadar yer varsa onların toplamı gibi “Rengarenk”…
6 Kasım 2009 Cuma
Yürü be maNga!

Dün akşam bir yandan maçlar, bir yandan MTV EMA zorlayıcı bir geceydi. Ben Türk adaylar arasından oraya gitmesinin doğru olacağına inandığım iki aday olarak maNga ve Bedük'ü seçmiştim kafamda. MTV EMA için benim adayım Bedük'tü açık söyleyeyim. Sebebi şu; o sahnede bir şekilde Emre Aydın vesilesiyle Türkiyeli rock sound'u neye benzer birşeydir göstermiş, karşılığını da fazlasıyla almıştık. maNga Eurovision'a gitmeli gibisinden değişik bir saplantım vardı :) Athena ve Mor ve Ötesi ile gördüğümüz ilgiden daha fazla bir ilgi göreceklerini düşünüyordum. Yemişim Eurovision'ununu değil mi? Değil aslında. O açıdan bakacak olursanız bu MTV EMA de daha havalı ama yapısal olarak pek de farklı bir organizasyon değil.
MTV EMA'de de iki yıldır üst üste kazanıyor olmamızda elbette Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşlarının katkısı inkar edilemeyecek kadar çok. Tıpkı sms oylamasına geçildiğinden beri Eurovision'da ilk 10'u garanti etmiş olmamız gibi bu avantajımız nedeniyle MTV EMA'de de belki 5-0 önde başlıyoruz maça.
Kimsenin yanlış anlamasını istemem; ne Emre'nin ne de maNga'nın başarısını küçümsüyorum. Diğer adayları dinleyenler, bizim çocukların aldıkları ödülleri sonuna kadar hak ettiklerini de görecektir.
Demek istediğim şu; bunları birer yarışmadan çok birer platform, birer sahne olarak görmek lazım. Ve evet çok ciddiye almak lazım. Dediğim gibi bizim sanatçılar için bulunmaz bir fırsat, Avrupa sahnesinde müziğini dinletmek için parayla satın alınmayacak kadar büyük bir tanıtım mecrası. O nedenle sms oylarıyla seçilmiş, Türklerden oy almış falan bu tür komplekslerden sıyrılmak gerek. Önemli olan oraya Emre Aydın, maNga gibi doğru isimleri yollayabilmek. Ve işte bugün olduğu gibi karşılığını almak. Sağolun çocuklar...
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Batı Yakası'nın Hikayesi

PMD Yapım'ın ilk prodüksiyonu olan Batı Yakası'nın albümünü dinlemem için beni davet ettiğinde kadim dostum albümün prodüktörü Selim Serezli'nin gözlerindeki heyecan ifadesini görüp sevindim. Şirket kurulalı epeyce bir zaman geçmişti. PMD'nin kuruluş amacının sanatçısına 360 derece hizmet vermek olduğunu en başından beri biliyorum. Aslında şirketin ortaklarından biri olan TMC'nin müzik tarafı bu tarz bir uygulamayı uzun bir süredir yapıyordu. Sanıyorum fikir de buradan doğdu. Bir süre prodüksiyon işine girmediler. Konser ve organizasyon taraflarına ağırlık verdiler. Tabii bunda sektörün içine düştüğü açmaz da büyük rol oynadı. İlk prodüksiyonlarını o kargaşa içinde heba etmek istemediler haklı olarak.
Derken PMD Yapım, Rock'n Dark Express'in 2008 birincisine albüm çıkartacağını duyurarak ilk prodüksiyonunun müjdesini verdi. Yarışmanın birincisi Batı Yakası iyi olmasına iyi gruptu ama biz daha önceki yarışmaların birincilerinin prodüktörlerin elinde -sırf albüm yapma sözünü verdiler diye- yaptıkları uyduruk prodüksiyonlar nedeniyle nasıl çarçur edildiğini gördük defalarca. Çok şükür bu kez öyle olmadı.
PMD Yapım bir ilke imza atarak (Batı Yakası'nın ne kadar şanslı bir grup olduğunu da belirtmek isterim) gruba ciddi bir prodüksiyon yatırımı yaptı. Çok iyi müzikal prodüktör ve aranjörlerin elinde o şarkılar yeniden hayat buldu. Albüm satsın diye işin içine cover (icra) parçalar sokulmadı.
Albümün kapağını Türk rock ve metal aleminin efsane çizeri Apdülkadir Elçioğlu (Aptülika) çizdi. Kapakta "hall of fame" (ünlülerin bir arada bulunduğu bir salon) var. Ve kapıdan Batı Yakası elemanları giriyor. Ön kapakta büyük çizimin bir kesiti yer alıyor. İç kapakta ise çizimin tamamı var. Sağolsun Aptülika müzik yazarı olarak beni de çizmiş. Hem de en önde kocaman... Şafak'la (Ongan) beraberiz. Aslında kocaman olan ben değilim galiba yanaklarım :) Aptülika ellerine sağlık. Beni ve yanaklarımı gülerken bu kadar güzel çizen biri olmamıştı. Haa bir de hakkını yemeyeyim ve saygıyla anayım; Hey Dergisi'nde stajyer muhabir olarak çalıştığım yıllarda bizim yine Aptül gibi efsane olarak gördüğümüz Tuncay Batıbeki tarafından çizilmiş bir karikatürüm var. Yıllardan '87... Bilmeyenler için dipnot; Tuncay Batıbeki Köprüaltı'nda teybe bir Led Zeppelin kaseti koyarak Kemancı efsanesini başlatan kişidir aynı zamanda... Kimbilir nerelerde...
Selim Serezli ile albümü dinledik. Ben albümü ve sound'unu çok beğendim. Arkasındaki emeği ve gösterilen tavrı çok takdir ettim. Bunun üzerine Selim bana şöyle bir şey teklif etti; "tıpkı kitaplar için geçerli olduğu gibi albümün arkasını çevirince bir müzik mağazasında, tüketici bu albüm ne menem birşeymiş fikir sahibi olsun istiyorum dedi." Ve tabii ekledi, "bir paragraf birşey yazar mısın..."
Sanıyorum bu benim için de bir ilk olacaktı. Zamanında yine Selim'in çabalarıyla (o zaman SONY BMG'de çalışıyordu) MaNgA'nın ilk albümü için benzer birşeyler yapmıştık. Ben, Kutlu (Özmakinacı) ve Şafak (Ongan) birer cümlelik görüş beyan etmiştik albüm için ve o görüşlerimiz müzikmarketlerdeki posterlerde, foto bloklarda yer almıştı.
Yani albümle ilgili yazı yazmadan verilen görüş olması itibariyle ikinci ama albüm arkasına yazmak anlamında bir ilk... Ve sanıyorum albümün arkasına yazdıklarım bütün görüşümü özetliyor:
"Grubun adının Batı Yakası olması sizi yanıltmasın. Hem yüzünü batıya dönüp; hem de nağmeli gırtlak, dokuz sekiz ritme boyun eğmeden Türkiyeli bir rock sound'u çıkarmak kolay iş değil. Kendi şarkıları ile Türkiye'nin dört bir yanındaki onlarca akranı arasından sıyrılıp birinci olan Batı Yakası; yarışmadan gelme gruplar arasında da birçok özelliği ile farklılık gösteriyor. Örneğin; birincilik ödülü olarak, adet yerini bulsun diye yapılmış ilk albümlerden biri değil bu albüm. Arka planında uzun bir zaman yayılmış ve son derece profesyonel bir hazırlık süreci var. Bu da; elinde şarkıları ve umutları ile gelen genç bir gruptan yapımcıların doğru yaklaşımla ne renkler çıkartabileceğine dair bir ders niteliğinde.
Albümün tanıtımını kolaylaştırmak için sıkça başvurulan yöntemler vardır ünlü biriyle featuring yaptırmak ya da bilinen bir şarkının cover’ını söyletmek gibi. Bu yöntemlere de karşı olmamakla birlikte yeni ve genç bir rock grubunun kendi şarkılarını ön plana çıkartmak için gösterilen bu çabayı da takdir etmek gerek. Evet, albümde tamamı grubun imzasını taşıyan 10 tane şarkı var. Cover yok, featuring yok…
Dediğim gibi usta müzik profesyonellerinin elinde genç bir rock grubunun müzikal macerasının hangi noktalara gelebileceğini merak ediyorsanız Batı Yakası’nı dinleyin. Albümün müzikal prodüktörü Cem Özkan başta olmak üzere; Gece Yolcuları’ndan Uğur Arslantürkoğlu, DörtXDört’ten Göktuğ Şenkal ve Cellisima’dan Gülyar Balcı’nın da emeğine sağlık. Emsal teşkil etmesi bakımından benim için büyük önem taşıyor bu proje. "
Bunu biraz kısalttık Selim'le birlikte. Ama ben tamamını sizle paylaşmak istedim.
18 Mayıs 2009 Pazartesi
MaNgA ve Cartel Rock'n Coke'da!

90'ların başında Cartel diye birşey girdi hayatımıza. Karakan, Erci E, ve Da Crime Posse (Cinai Şebeke)'nin bir araya gelmesinden oluşan Cartel Türkiye'yi rap'le tanıştırdı desek herhalde yanlış olmaz. Kullandıkları sample'lar çok doğruydu. Sözler yerli yerine oturdu. Bizim milliyetçi tayfa tarafından yanlış anlaşılmış oldukları da madalyonun öbür yüzündeki gerçek. Nedeni ise çok açık; "cehennemden çıkan çılgın Türk" diyen kişinin hangi sosyo kültürel alanda söylediğine göre değişiyor bu cümlenin anlamı. Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarının yaşadığı kültür bunalımı, baskı başka; Türkiye'de yaşayıp dünyaya Türkçü bir siyasi duruşla bakanların fikri başka da ondan. Zaten buradaki algılanışları nedeniyle küstü Cartel ve kısa bir süre sonra dağıldı. Oysa hem müzikal olarak hem de ticari anlamda çok başarılı bir projeydi.
Cartel'den sonra grubu oluşturan parçalardan Erci E ve Karakan'ın solo projeleri yayınlandı Türkiye'de. Cartel kadar satıy başarıları olmasa da yapımcılarını zarara uğratmadılar. Erci E Cartel'in eğlenceli yüzüydü. Sözler ve altyapılar itibariyle daha çok eğlence, kızlar, dans odaklı bir iş yaptı. Kerim ve Alper Ağa'dan oluşan Karakan ise zaten projenin beyniydi. Onların albümünü çok beğendim. Şimdi Karakan da yok. Daha doğrusu Kerim ve Alper Ağa yollarını ayırdı. Kerim bildiğim kadarıyla işinde gücünde şimdi ve müzikal projeler konusunda ikna edilemiyor. Alper Ağa, Karakan'ı tek başına sürdürüyor.
Geçtiğimiz ay ikinci albümünü çıkaran Manga da çok özgün ve başarılı bir proje. İster Türkçe nu metal deyin adına, ister başka birşey; ilk albümü ile büyük bir satış yakalayan Manga büyüklük olarak benzer bir hayran kitlesini de peşinden sürüklemeyi becerdi. Hiçbir şeyin satmadığı bir dönemdi hem de. Bir başka okumayla da söyle denilebilir; Manga, çok satan son projeydi.
Karakan sevgilerini "Evdeki Ses" yorumlarından, Cartel hayranlıklarını da sohbetlerimizden biliyorum. (Bu arada Manga ekibi, Hayko Cepkin, Ege Çubukçu ve Pamela Spence de komple kankadır, yedikleri içtikleri ayrı gitmez. Alakasız gözükse de faydalı bir dipnot :))
Bir süre önce Manga'nın yapımcı şirketi Grgdn (Hadi Elazzi ve Haluk Kuruosman) Cartel'i yeni bir albüm yapma konusunda ikna ettiler. Bu albüm Grgdn etiketiyle çıkacak. Öte taraftan Grgdn'ın Türkiye'de Sony Müzik'le sözleşmeyle bağlayıcı olan bir kar ortaklığı var. Bu ortaklık Gripin, Manga, Emre Aydın için geçerliydi bu güne kadar. Ama sözleşmenin süresi dolana kadar Grgdn'ın yaptığı her işte otomatik olarak ortağı oluyor Sony. Dolayısıyla Cartel için de geçerli olacak. Sözleşme süresi dolduktan sonra yenilenir mi bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki o da Sony Müzik Türkiye'nin sub label (alt şirket) olarak Grgdn'ı satın almak istiyor olduğu. Çünkü Sony Müzik Türkiye'nin yurtdışından gelen direktifleri de esas alarak bu yaz itibariyle büyümesi gerekiyor. Bu büyümeyi de canlı müzik ve menajerlik haklarına sahip olmayı hedefleyerek yapması gerekiyor. Bu minvalde yıllardır birlikte çalıştıkları Grgdn bulunmaz bir fırsat Sony için. Öte yandan kulağıma geldiğine göre Grgdn'ın ortaklarından Haluk Kuruosman bu duruma pek sıcak bakmıyor. Sony Müzik Türkiye'nin CEO'su Şemsettin Göktaş'sa ısrarlı. Şirketin yapısına ve Haluk Kuruosman'a ait stüdyoya hepsinden önemlisi iş yapış biçimlerine asla karışmak istemediğini söylüyor Göktaş. Tek hedefi, Sony International'ın beklentileri doğrultusunda bir büyüme gerçekleşmesi söylediğine göre. Anladığım kadarıyla Haluk Kuruosman'ın Grgdn'ın ortağı olarak isteği şirketin bağımsız olarak büyümesi.
Bu arada yeri gelmişken Aylin Aslım'ın yeni albümü de tıpkı Grgdn örneğinde geçerli olduğu üzere bir ortaklık yöntemiyle Sony Müzik'ten çıkacak önümüzdeki günlerde.
Gelelim yazının başlığına... Son dakikada bir aksilik olmazsa Manga ve Cartel ortak bir performans için Rock'n Coke sahnesinde olacaklar bu yaz. Henüz resmi açıklama yapılmadı ama kesin gibi gözüküyor. Kuşkusuz RNC'un en unutulmaz performanslarından biri olacaktır diye düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



