28 Ocak 2010 Perşembe

Hayallerim, Sandra Kim ve Babam...


Ben küçük yaşta Sandra Kim'e aşık olarak mevzuya girdim. Sandra da kim diye sorabilirsiniz. Bildiğiniz Sandra değil. Hatta siz belki o Sandra'yı bile bilmiyorsunuz. Ben de bu yazıyı kim okuyor bilmiyorum. Önyargılı değilim.
Sandra vardı, Michael Cretu'nun karısı; "Maria Magdalena", o değil dediğim.
Peki kim bu Sandra Kim? Bu Sandra 1987 Eurovision Birincisi. Belçika adına. Şansa bakın ki ben de o yıl aynı yaştayım. TRT başında Türkiye, Turquie, Turkey; "douze points, twelve points" beklerken, birden dünyam şaştı bu kızı görünce... Bildiğiniz Belgium, Belgique sempatizanı oldum :)
O zaman Fransızca öğrenmeye de yeni başlamışım. Şarkının adı "J'aime La vie"; meali hayatı seviyorum. Kız benle yaşıt, çıtı pıtı, pek cilveli ama asil bi kız. Bildiğiniz aşık oldum. Şişmanım, sivilceliyim yine de tutamadım aşkımı. Ama emin olun ertesi gün okula ruh gibi gittim. Kime ne anlatacaksın ki?
Ama okula gidince yalnız olmadığımı anladım. Benim gibi sivilceli bütün frankofonlar Sandra'ya aşık olmuş; "olm kim lan bu kız" muhabbeti var okulda...
Düşünün yaşlar 14 :))). E bu duruma kıl olmadım desem yalan... Bayağı yengeniz olur falan diyorum diğer heriflere, bi de kendim inanıyorum bu duruma; ne acaipmiş...
Aradan birkaç gün geçti; bendeki aşk geçmiyor. Bilakis habire artıyor. Duymak istemiyorum yani karşılıksız aşk falan... Ben aşığım.
İşte rahmetli babam Erhan Akyıldız'a nasıl hakkını teslim etmem ki... Gittim 14 yaşında ergen bi tip; dedim ki:

- Baba ben Sandra'ya aşık oldum...
- Sandra kim?
- Hah işte ona...
- Kime
- Sandra Kim'e..
- Kim bu Sandra Kim?
- Eurovision birincisi oldu benle yaşıt süper bi kız! Onla tanışmam lazım...
- Ne yapmayı düşünüyosun?
- Ne biliym baba. :(
- Fan kulüp kur!
- Fan Kulüp ne?
- Bizim zamanımızda gençler sevdikleri sanatçılar için fan kulüpler kurardı. Bir dergiye,gazeteye ilan verirsin; senin gibi gençleri bir araya toplarsın. En azından bunu yapmış olursun...
- Nası ya..
- Bak bir düşün!

Düşündüm... Sonradan da düşündüm yıllar geçtikçe. Babam aramızdan ayrılalı 11 sene geçti, bu olayın üzerindense 23 yıl. Hep düşündüm. Bir babanın oğluna bırakabileceği en büyük miras nedir? Kendine güven ve namus degil mi? Sonradan anladım sindire sindire... Bakın gerisini dinleyin.
Bir iki gün düşündüm sonra- yanlış anımsamıyorsam- koltuğunda gazete okuyordu.
- Baba?
- (Cumhuriyet Gazetesi'ni yüzünden indirip, gözlüklerinin üstünden bakarak) Efendim?
- Nası kurucam fan kulüp?
- Ben seni bizim Hey Dergisi'ne yollarım. Hulusi var orda; ona götürürsün fan kulüp ilanını. Yayınlansın bakalım ne olacak...


(dipnot: Erhan Akyıldız, meslek hayatına yetmişli yılların başında Hey Dergisi'nde başlamış bir gazeteci. Hey, dönemin en güçlü müzik yayın organı; haftalık. Erhan Akyıldız daha sonra müzik gazeteciliğini bırakıp Milliyet Gazetesi'ne, Abdi İpekçi'nin yanına muhabir olarak geçiyor. Yıllarca Milliyet'te çalışıyor. Habercilik habercilikken orda polis muhabirliği, savaş muhabirliği, istihbarat şefliği yapıyor. Delikanlı bir anında bir haksızlığa tepki göstererek şefini tartaklayıp istifasını veriyor. Sonrasında Cumhuriyet İstanbul Haber Servisi şefliği, Efsane Gelişim'in Nokta'sında yazarlık, Güneş'te yazarlık ve özel habercilik, Hürriyet'in Haber Müdürlüğü, O zamanki adıyla Interstar'ın ilk haber müdürlüğü, HBB'de programcılık... Hepsinden istifa etti. Neden acaba :))) Bir tek HBB'den istifa edemedi, hayattan istifa etti çünkü :) Hayır drama değil. Aynen böyle oldu. :)))
Bir tek şunu bilirim. Gazeteci olarak iki kişiye hayranlık duymuştur: Abdi İpekçi ve Çetin Emeç. Abdi Bey'e duyduğu hayranlığı zaten yazdığı bir biyografik romanla (Tufan Türenç'le birlikte) gerçekten ölümsüzleştirdi. Çetin Emeç'in ölümü de içinde ukde olarak son saniyesine kadar yaşamıştır onla. Hürriyet'teyken nasıl bir aşkla bağlı olduğunu bilirim Çetin Bey'e... Ha bir de odasında Çetin Altan'ın "Genç Gazetecilere Öğütler" başlıklı bir makalesi asılıydı, çerçeveli. Ki şimdi benim odamda asılıdır.)

Ne diyorduk; beni o zamanki Hey Dergisi Yayın Yönetmeni Hulusi Tunca'ya gönderdi. Hiç torpil yapmadı. Dedi ki, "fan kulüp kurmak istiyor", o kadar. Belki o yaşlarda bir torpil yapsaydı ben de torpile alışırdım. Ne doğru yapmış... Sonradan torpile hastalıklı bir şekilde karşı çıktım hep. Öyle bir içime sinmiş ki o sessiz duruşu; hayattayken babam, "sen Erhan Akyıldız'ın oğlu musun" derlerdi, çok hayıflanırdım. Rahmetli de "niye oğlum, utanıyor musun benim oğlum olmaktan" derdi; hüzünlenerek. Onun yüzünün, onun çizgi filmlerin acıklı sahnelerinde bile ağlayan yüzünün "istemem yan cebime koy" şeklinde bir gururla gülümsediğini anladım sonradan.
Bir gün; benzer bir vesileyle şöyle birşey dedim, sonra çok utandım: "bir gün sana Tolga Akyıldız'ın babası diyecekler, görürsün..." Ben bir erkek babasının bu kadar sustuğunu daha önce hiç görmemiştim. Ben o suskunluğu, küskünlük sanmıştım. Meğer öyle değilmiş büyüdükçe anladım gerçekten, gururmuş.
Hoş, ömrü vefa etmedi göremedi benim yaptıklarımı. Öte yandan şimdi hayatta olsaydı da emin olun ben gene Erhan Akyıldız'ın oğlu olurdum. Keşke...
Beni Hulusi Ağabey'e gönderdi, ben de Sandra'yı Sevenler Fan Club'ü kurmuş bulundum.
İlan şöyle birşeydi yanlış hatırlamıyorsam:
"Sandra Kim'i sevenleri bir çatı altında topluyoruz. Siz de Sandra hayranıysanız bize yazın, birbirimizi tanıyalım..."
İlan yayınlandı...
Benim içim içime sığmıyor. Bizim ev kira diye anneannemlerin evinin adresini vermiştim. Hani o kadar korkuyorum ki, biz o arada taşınırız da gelen mektuplara ulaşamam diye korkmuşum. o da yetmemiş, mektup gelecek diye, anneannemlere kamp kurmuşum. Bu arada işte o ananem hala hayatta, alla uzun ömürler versin, bir de ondan dinlemenizi isterdim :)
Kulağım ve kalbim kapıda anneannemlerde oturdum günlerce. Bak postacı gelecek :)
Gelen giden yok... Bir gün, bir hafta, bir ay... Ulan bir benmişim meğer Sandra'ya aşık olan! Kimse okumuyor mu bu Hey Dergisi'ni? Aşıkım ulan ben... :)
Bir buçuk ay falan geçmişti yanlış hatırlamıyorsam. Umut tükenmiş ama kös kös anneannemlerde oturuyorum, kapı çaldı.
Umut tükendiği için bu kez koşup kapıyı ben açmadım.
Anneannem:

- Tolgaaa
- Efendiiiiim
- Postacı geldi seni soruyor...
- Bismillahirahmanirrahim...
- Sandra'yı Sevenler Fan Club burası mı?
- eeee burası
(bi sırt çantası var sadece postacı amcada, üç beş mektup bekliyorum)
- Hamiiit, çuvalları indir!

Allah sizi inandırsın bildiğiniz un çuvalıyla iki çuval mektup getirdi önüme... Hani hayatınız gözünüzün önünden geçer ya, öbür tarafa gider gelirsiniz öyle bir histi. Allah'tan gençtim daha... Hayatımda bir daha bir postacının yüzünde öyle kızgın bir ifade görmedim. :)
Düşünsenize adam bir tüzel kişilik arıyor, karşısına şişman sivilceli ergen bi oğlan çıkıyor. Siz olsanız bu çuvalları taşıdığınıza lanet etmez misiniz :)
Sahi artık hiç postacı yok di mi, e-postacıları da göremiyoz ki :)

Ondan sonraki hayatım aynı olmadı. Belki bugün böyle enteresan (olumlu mu olumsuz mu bilmiyorum) bi tip olmamın sırrı da o çuvalların içinde kaldı. Hayır, çuvalların içindeki mektupları döküp gitmediler, çuvalla bıraktılar ve ben hala o çuvalları saklıyorum...

Sanıyorum 1000'e yakın mektup okudum. Tüm Türkiye'den, hatta gurbetçilerden bir sürü Sandra Kim'e aşık genç insan... Bakmayın genç dediğime... Benden büyüktü çoğu. Bankacılar, tezgahtarlar, öğrenciler, evliler, çapulcular...
Ama ortak nokta şöyle birşeydi: "Ben de aşık oldum Sandra Kim'e..."
Takdir edersiniz ki hayatım değişti...


Baba dedim, çok mektup geldi, ne yapmam lazım...
Bundan sonrası senin işin dedi... Üye kartları bastır, bir de onlarda olmayan ve senin verebileceğin ne var onu düşün...
Ulan bende ne var onlardan fazla? Babam falan ama bir laf söylüyor kafamı karıştırıyor :)
Sonra anladı korkumu. Şimdi seni Yankı Plak'a yolluyorum. Nazmi Şenel var orda. Git ona de ki, ben Sandra Kim Fan Kulüp kurdum, 1000 kusur mektup geldi, bana ne gibi bir yardımınız olabilir?
Yankı Plak, o zaman Unkapanı'nda yabancı sanatçı repertuvarı zengin bir plak şirketi. Sandra Kim'in şirketini de Yankı temsil ediyor. Prenses Stephanie vardı, onu, hatta Modern Talking'i bile... Yankı Plak...
Okuldan iki kadim dostum Gökhan ve Ozan'ı da fan kulüp yetkilisi olarak atayıp gittim Yankı Plak'a...
Nazmi Şenel, harbi babacan karşıladı beni (babam gene fan kulüp kurdu bunlar bak bakalım demiş :))
Dedim abi benim bu insanlara birşey vermem gerek çuval çuval mektup geldi. Bana Sandra Kim'in resimlerini verdiler dia pozitif şeklinde. Sonra kartpostallarını, sonra en önemlisi şarkılarını...
Bakınız o zaman telif hakkı falan yok, bana şarkıları çoğaltma hakkı verdiler.
Nasıl mutlu olduğumu anlatamam size...
Diyeceksiniz ki nasıl çogaltıyordun şarkıları?
O yıllarda rakstır, maxell'dir, sony'dir vs boş kasetler var. 46'lık, 60'lık, 90'lık; eskiler bilir. Metal kalitesi var krom kalitesi var; haa bir de TDK vardı.
Boş kaset alırsın doldurursun. Müzik dükkanları vardır onlara liste verirsin çekerler. Öyle zamanlar... Müzik dükkanına çektirme paran yoksa çift kasetçalarlı bi teybi olan bi arkadaş vardır orda çekilir detaya girmeyelim.
Ben baktım o 46'lıktan (ki o 46,60,90 falan dakikaya işaret eder) çekim yapsam elimde üç şarkı var Yankı'dan aldığım bana fazla, pahalıya gelecek. O dönemin teknolojisiyle bilgisayar oyunları için kullanılan kasetler vardı 16'lık (spectrum, atari, commodore derken) onlardan buldum. Onlara audio kayıt da yapılıyor.
O kasetlerden aldım. Aldığım dia pozitifleri dönemin havalı foto stüdyosu RefoColor'da çogalttırdım.
Sonra gene babamın yönlendirmesiyle Cağaloğlu'na bir matbaaya gittim.
Fan Club kartları bastırıldı:
Sandra'yı Sevenler Fan Club
Adı Soyadı:
Üye No:
Falan fişmekan...

Bir metin yazıldı... Aramıza hoş geldiniz, eğer Sandra kartpostallarından istiyorsanız şu kadar lira, Sandra'nın üç şarkısını içeren kasetlerden istiyorsanız şu kadar lira, Sandra'nın Eurovision fotolarından şu ölçüde istiyorsanız bu kadar, öbür ölçüde istiyorsanız bu kadar lira... Üyelik kartınız ektedir! (hemi de PVC kaplı)...

Üye kayıt defteri yaptım Ece Ajandası'nın 87'sinden battal boy, bakın o da duruyor hala... :)

İş acaip büyüdü... Mektup yağıyor. Para da gönderiyorlar. Ben ve arkadaşlarım istekleri karşılamak için bayağı didiniyoruz. Bu 9x13 resim istemiş, öbürü kaset istemiş, beriki kartpostal istemiş. Postahane bize çalışıyor. Bir yandan da para kazanıyoruz. Evden para almaz olmuşum, üç beş kalıyor. Yaş 15... :)

Şimdi anahtar soru şu... Parayı nasıl gönderiyorlar? İşte çocuk kafası, biz onu söylememişiz ki... Para ya posta çekiyle gönderilir ya da banka hesabına yatırılır. Biz ne bilelim. Millete demişiz ki zarfa koyun yollayın. Para bildiğiniz zarf içinde posta ile geliyor. İş süper yürüdü, taa ki bir salak zarf içinde demir para yollayana kadar...

Bir gün kapı çaldı. Gene tanıdık postacı, gene anneannemin evi... Yalnız bir farkla; bu kez yanında bir polis var postacı amcanın.

- SSFC burası mı (Sandra'yı Sevenler Fan Club)
- eee evt
- Tolga Akyıldız'la görüşebilir miyiz?
- ee benim
- imza sirkülerinizi ve dernek bilmemnenizi görebilir miyiz...
- babaaaaaaa :(

Allah'tan küçüktüm ve üstelemediler... Ben babamla gelicem dedim. Ve evet gittik, babam allem etti kallem etti, bunlar küçük yapmayın falan durumu idare etti. Yoksa bildiğiniz Dernekler Kanunu'na muhalefetten alıyorlardı beni.
Tırsmadım desem yalan olur. Şahane bir üye sayımız acaip itibarımız vardı, bırakmak istemiyordum. İşi büyütelim diye düşündüm Yankı Plak'ın da gazıyla Stephanie ve Modern Talking Fan Kulüplerini de kurduk. Ama zarf içinde para istemeyince astarı yüzünden pahalıya geldi... Hızla batıyorduk :)

O esnada...


Ben Sandra Kim Fan Kulüp yöneticisi olarak sürekli Hey Dergisi'ne gider gelir olmuştum. Ordaki abiler ablalar da beni çok seviyorlardı. Bir gün Hulusi Abi bana sen yazları burda takılsana dedi. Nasıl abi dedim, napıcam benim okulum var. İşte okul çıkışları gelirsin bi de yazları takılırsın...
Allaaaaaam, Hey Dergisi'nde çalışıcam. Her hafta okuduğum, hayran olduğum Hey Dergisi... Ben... Ne hayaller kurdum.
İlk iş günümü hatırlarım. Sanıyorum bana bi masa verecekler falan. Git köşeye otur dediler. Ama köşe falan yok yani :))
Her gün gidiyorum. Tolga pikaja git şunu götüreceksin, Tolga montaja git bunu getireceksin, Tolga git köşeden tost al, Tolga sigaramız bitti; bildiğiniz ofisboy :) Ne iyi yapmışlar...
Bir gün, 16 yaşında nasıl bir egoysa artık ben dedim buraya hademelik yapmak için mi geldim, ne zaman yazı yazıcam... (SSFC de istediğim gibi gitmiyor, moralsizim:))
Nası güldüler anlatamam :)
Ama sonra Çeşme Festivali geldi çattı. Çeşme Festivali'ne konuk sanatçı Sandra Kim geliyor. Allaaaam sana geliyorum :)
Dediler ki sen havaalınında Hey'in fahri muhabiri ve SSFC Başkanı olarak karşılayacaksın Sandra'yı... Ruhunu teslim etmek nası bişeydir bilir misiniz? Ben ettim o anda...
Ders yılı başlamıştı ve ders saatine denk geliyordu uçağın iniş saati. Okul müdürüne gittim ve çok mühim birşeymiş gibi:

- müdür bey
- efendim evladım
- ben Sandra Kim Fan Kulüp Başkanı'yım
- Sandra kim?
- Hah onu diyorum... Eurovision birincisi, ayrıca da Hey Dergisi'nde çalışıyorum gidip karşılamam lazım onu. İzin verebilir misiniz?

Çok da despot bi adamdı nasıl izin verdi bilmiyorum. En küçük bir abartı yok inanın, izin verdi. Hatta okul arkadaşlarımızın alkışlarıyla uğurlandık havaalanına ben Gökhan, Ozan...

Sesim kalınlaşmamış, elimde babamdan ayarladığım kazulet gibi bir röportaj teybi Sandra'yla havaalanında bir röportaj yaptım. Sesim bile inceydi daha :) O röportaj Hey Dergisi'nde yayınlandı inanabiliyor musunuz...

Sonra başka yazılarımı da yayınladılar Hey'de, sonra başka yazılar yazdırdılar... Daha boyum masanın üstündeki daktiloya yetismiyordu, ama yazdım; iyi ki yazdım.

O röportajda Sandra'ya fan kulüpten söz ettim. O da etkilenmiş, akşam TRT'de Bülent Özveren abimizin sunduğu bi programa katılmıştı, orda benden bahsetti. Evdekiler duymadı, kimse de inanmadı :)

Sandra ikinci kez İstanbul'a geldiğinde bu kez arkadaştık. Kendim gittim havaalanina 17 yaşındaydım, Yankı Plak yetkilileriyle birlikte karşıladık. Otele yerleştiler, o zamanki Ramada, Laleli...

Büyümüştüm... Bir dansçısı vardı Sandra'nın; Isabelle, ona aşık oldum :)))

Şimdi ara ara hala mail'lesiyoruz Sandra'yla, kocaman çocukları var.. Şişmanladı ama çok güzel hala...

Ben ona aşık oldum ve hayatım değişti... Hey, ofisboyluk, yazılar, dergiler, gazeteler... Şimdi 20 yıllık bir mazim varsa o sebepledir.

Ama bu yazının yazılma sebebi başka... 11 yıl önce mekan değiştiren Erhan Baba'ya bir saygı duruşudur bu yazı... Bir süre önce ölüm yıldönümünde bir kadeh rakı parlatarak andığımız Erhan Akyıldız'a...

Bana onuru, gazeteciliği, eğilip bükülmemeyi, adam olmayı öğrettiği için...

Hepsinden önemlisi, en imkansız aşka bile nasıl ulaşabileceğimin sırrını daha o yıllarda verdiği için...

TEŞEKKÜRLER
o zamanki Hey kadrosu beni ben yaptıkları için...
Hulusi Tunca, Erdal Gökkaya, Kanat Atkaya, Afşin Akın, Ali Öztürk, Ramiz Dağlı, İbrahim Seten, Nurgün Çatkın, Adnan Tamirak.
SSFC takım arkadaşlarım...
Gökhan Kaplan, Ozan Yiğitkeskin...