08 Temmuz 2009 Çarşamba

BU NE IZDIRAP


Şiir yazmak bir mesele; dünyayla bir tür başetme, belki edememe halidir. Hasan Bayrı; bu şiiri, parası olmadığı için kaybettiği bir büyük aşkı için yazmış. Kimse bilemezdi tabii, Halk Evleri döneminde Bartın'da askerlik yapan Abdullah Yüce'nin bir şekilde böyle bir beste yapacağını, sonra bu kadar güzel okuyacağını; 60 yıl sonra; her ne kadar için için üzülsem de; şimdiki meyhane ortamlarında bile bir manada içtenlikle okunacağını...
Şimdikiler belki, tribünde tezahurat yapıyormuş gibi böğürüyorlar ama o bu şarkıdan, bu şiirden birşeycik eksiltmiyor. Şarkının ya da o şarkıya ruh olmuş şiirin kötü okunması da mesele değil. Hasan Bayrı'yı, Abdullah Yüce'yi, o şarkıyı yazdıran aşkı, o aşkı anlayan bestekarı anlayacak bir şekilde büyümüyoruz; müsade yok. Yoksa içmenin de, meyhanenin de, şarkı söylemeyi beceremesen bile şarkı söylemek istemenin de; ne sakıncası olabilir...
Şimdi kulağınızda çalsın lütfen; "Bu ne sevgi ah, be ne ızdırap"... Kim böyle yazabiliyor; kim o yazılana öyle notalar ekleyebiliyor şimdi?
Sebebi yeteneksizlik değil. Sebebi şu: duygularımızı ve samimiyetimizi aldılar elimizden. Emin olun, öyle olmasaydı bugün meyhanelerde sarhoş bile olsalar söyleyen; en azından Reina'ya gitmeyip fasıla eğilimlenenler daha güzel söylerdi bu şarkıları.
Abdullah Yüce'den sonra, bu şarkıyı en güzel okuyan Zeki Müren'e de rahmetle...

Bu ne sevgi ah bu ne ızdırap
zavallı kalbim ne kadar harap
Nasibim olsun bir yudum şarap
Sun da içeyim yârin elinden
Al şu kadehi yasla doldurma
Düşürme yeter gönlümü gama
Gurubun rengi vurmadan cama
Ver mezesini tatlı lebinden
Bahtım sarılmış simsiyah tüle
Nemli gözlerle yalvardım güle
Uzak kalırsan bana acele
Selamlar gonder seher yeliyle

Hasan Bayrı/Abdullah Yüce

03 Temmuz 2009 Cuma

NARPERA'DA YAZ


Beyler ve bayanlar,
Malumunuz artik NARPERA'dayım. Asmalımescid farklı bir alemmiş, ruhum ferahladı :)Yine güzel hareketler yapma peşindeyiz. 10 Haziran'da süper duygulu geçen bir doğumgünü partisinden sonra (benimkisi) partiler zincirine başladık. Placebo tırlarının gazabına uğrayan "I Saw Nadir Duman" partimiz çok nezihti. Ben Nadir'in ruhunda DJ'lik olduğuna iyice inandım. Kendisi Ceza ile turladığı için yakalamak çok zor, Fanta falan var; ama Nadir de tekrar çalmak istiyor, çok güzeldi.
Arkasından Zafer Çeçen'le "Funky Wednesday" yaptik. Zafer, benim tanıdığım en funky insandır. Şahane çaldı, içeri funky insanlar doluşunca da coştu. O da sanıyorum gene çalmayı planlıyor, kaçıranlar üzülmesin.
Akabinde Michael'ın haberini alıp hüzünlendik, dün akşam Kaptan Şener Çetin yönetiminde şahane bir Jacko gecesi yaptık. Jackson 5'tan girdi Motown'dan çıktı, arada MJ'ın sevdiklerini de çaldı, ben şapka çıkarttım.
Önümüzde Popvirüs var, ben çalacağım. Bildiğiniz Popvirüs. Uzun bir aradan sonra heyecanlıyım. En damarlar, en komikler, Ajda'sı; Sezen'i, Tanju'su, Türkçe rock'ı; komple bir muamele.
Sonra Hasan Ferit Giresunlu'nun "Barfly" Gecesi vuku bulacak. Artist Müzik'in kurucu ortağı, rahmetli Universal Müzik Türkiye'nin en güzel genel müdürü Hasan Ferit bize bar ortamlarının en haysiyetli şarkılarından alışılmadık bir playlist hazırladı. Çok eğlenceli, pozitif bir repertuvar; satisfaction guaranteed türünden...
HFG'den sonra prenses Melike Karakartal var. Kelebek Eki'ndeki köşesinden adını alan gecesi "Habitus"ta iyi müzik bilen kadın köşe yazarlarının varlığına dair bir ders verecek; ben dinledim daha önce.
Arkasından büyük sürprizler de geliyor, hazırlıklı olun...
Sözün özü; bu yaz Narpera'dayız. Haftaarası, haftasonu, öğlen, akşam...

NARPERA
ASMALIMESCİT MAHALLESİ GÖNÜL SOKAK 35/B
02122453629
www.narpera.com

26 Haziran 2009 Cuma

maykıllar ölmesin


Ben "Beat it" la "Billie Jean"le başladım tüm işlere... Plak duruyo...
Şimdi o ölmez gibi bi ruh halidir... Hani şimdi geri saysam bütün çocukluğum gider...
Alla baba herkese ay yürüyüşü nasip etsin...
Yazamıyorum ki şimdi, sonra dilerim.

Michael Jackson Memorial Song - King of Pop from Kevin Roney on Vimeo.

25 Haziran 2009 Perşembe

PURE MORNING


Bundan 10 küsur yıl kadar önce Virgin Fest'i (V Festival) izlemek üzere İngiltere'ye gitmiştim. Virgin 98 oluyor yanlış hatırlamıyorsam. Şahane bir deneyimdi. Londra'nın göbeğinde bir bed and breakfast'ta kalıyorduk. Onu da Heatrow'a indikten hemen sonra metrodaki desklerden birinde bulmuştuk :). O zamanlar Blue Jean yayın yönetmeniyim. Benimle beraber derginin müzik editörü, şu hayattaki en iyi dostlarımdan Ergün Arsal var. Her gün festival alanına ulaşmak için 3 saat yol yapıyorduk, Leeds'te miydi neydi :) unuttum şimdi (ergün nerdeydi yav unuttum :)) ... Hatırladım Ergün :) Biz Chelmsford ayağına gitmiştik...
Bir de dönüşü var, ne müzik, festival aşkıysa artık o. O zaman Mercury Records'un ANR'larından Kevin vardı (Universal üzerinden bağlantı kurmuştuk) bize her türlü kolaylığı gösterdi sağolsun. Bir minibüs tuttu konforlu, Ben, Ergün Blue Jean'den; onun dışında Reagan Dergisi'nden bir de Q'dan, Rolling Stone'dan gazeteciler var... Super adamlardı, ne muhabbet dönmüştü :)Kevin da şimdi müzik yazarlığı birşeyler yapıyor bildiğim kadarıyla London'da...
Burda festivali anlatmayacağım. Hayatımın en güzel 4 gününü geçirdim o ayrı. Iggy Pop hiç kimseyle görüşmezken bizle saatlerce muhabbet etti falan, acaip bi deneyimdi.
Yazının başlığını doğru okuyanlar anlayacaktır. Pure Morning Placebo'nun görücüye çıktığı şarkı. Acaip catchy bi şarkıydı. 98'de ilk single çıkmış. Festivalde gruplar arası boşluklarda bangır bangır çalıyordu Pure Morning. Hemen çarpılmıştım.
İşte dün kaçıncı kere izlediğim Placebo'da duygulanıp o anı hatırladım. Brian yaşlanmış, Steve tabanca gibi başta yadırgasak da. Güzel konserdi...
Bu sabah da pure bir morning'e uyandım :)

V 98 Line up

67y • All Saints • Bjorn Again • Boom Boom Satellites • Catatonia • Chumbawumba • Cornershop • Cuba • Dean Thatcher • Disque Blu • DJ Norman Jay • Faithless • Feeder • Fun Lovin Criminals • Gomez • Green Day • Headswim • Ian Brown • Iggy Pop • James • James Brown • K-Gee • Karen Ramirez • Lightning Seeds • Lionrock • Lo Fidelity Allstars • Marion • Midget • Moloko • Montrose Avenue • Morcheeba • One Lady Owner • PJ Harvey • Regular Fries • Republica • Rialto • Roachford • Robbie Williams • Roni Size • Saint Etienne • Space • Stereophonics • Superstar • Texas • The Charlatans • The Dandy Warhols • The Jesus and Mary Chain • The Seahorses • The Smiles • The Verve • theaudience • Tin Star • Underworld • Whale • Young Offenders

23 Haziran 2009 Salı

PLACEBO ERTELEME KARARI ÜZERİNE

Sanıyorum Placebo'nun ertelendiğini Facebook üzerinden (ve tabii Friendfeed) ilk duyuran ben oldum. Saat 18.20 itibariyle henüz bir açıklama yapılmamıştı, dolayısıyla internette de bir bilgi yoktu. Ben başka bir sebeple Turkcell'le ve BKM ile konuşurken öğrendim ve hemen paylaştım. Zaten başlangıçta kimse inanmadı. :)
Hadi eksik belgeleri vardı; Bulgar Gümrük yetkililerini de bir şekilde ikna edemediler ve bu iş bu noktaya geldi. Peki ya perşembe günü Atina da Prag'da konfirme edilmiş bir turne ayağı olsaydı ne olacaktı? Konsere iki saat kala fısıltıyla duyulan haberden bihaber olanların, diğer bir deyişle şu an Arena'nın kapısında olanların günahı ne bu sıcakta? Koca Placebo yahu... Eksik belge ne demek? Dua edelim perşembeleri boşmuş...

22 Haziran 2009 Pazartesi

EPOL PAZARI


Söylemiştim pazarın gelişi cumartesiden belliydi. Cumartesi mesela Tricky sahnedeyken içerde 7-8 bin kişi varsa, pazar günü Starsailor sırasında kafadan 10 bin kişi vardı. Takdir edersiniz ki Santralİstanbul'da EPOL için belirlenmiş alan o kadar kişiyi kaldırmaz. Kaldırmadı da... Ne tuvaleti, ne yemeği ne içkisi... Kendi adıma iki güzelim performansı (Starsailor ve Röyksopp) adam gibi seyredemediğim için çok mutsuzum. Evde kalıp Dream TV'den takılsaydım keşke diye düşündüm kaç kere ama nafile. Biraya verdik kendimizi. Basına ayrılan bölümün önünde barın kenarında sıkıştık kaldık. Tuvaletim gelmesin diye dua etmekle zaman geçirdim ağırlıklı olarak.
Şimdi hariçten gazel okumak istemiyorum. Festival son derece başarılıydı. Hem line up hem de katılım açısından... Pozitif'i de Efes Pilsen'i de tebrik ederim. Kendi çıtalarını yükselttiler.
Öte yandan önümüzdeki yıllar için dikkat edilmesi gereken konular var. Çünkü iki günlük bir festival olma iddiasındalar ve işin çapının büyüdüğünü bu sene net biçimde gördük. Yazının başında da söylediğim gibi bu çapta katılım olan bir festivalde insanları o alana sıkıştırmamak gerek. DM için belirlenen alanın kullanılması (otoparkın da konser alanına dahil edilmesi) pekala bir çözüm olabilirdi.
Festival öncesi Efes Pilsen İletişim Müdürü Emre Topsakaloğlu ile yemek yeme fırsatımız oldu. Kendisi, alanı tam ters yönden büyütmek için girişimlerde bulunduğunu ancak Bilgi Üniversitesi yetkililerinin sıcak bakmadıklarını söyledi. Neden otoparkı kullanmadıklarını sorduğumda ise işin içine beton girmesinin festival ruhuna aykırı düşeceğini söyledi.
Bir anlamda haklı Topsakaloğlu. Ancak oluşan durum keşke beton olsaydı da böyle olmasaydı dedirtecek cinsten. Çünkü bırakın festival ruhunu çayırı çimeni kıpırdayacak yer yoktu. Aktivite alanları, yiyecek içecek standları, tuvaletler, sahne, insanlar iç içe. Bana soracak olursanız o alanda bir festival ambiyansı yaratmak için 5000'den fazla bilet kesmemek gerek. Ya da ille de yesillik diyorsanız otoparka yapay çimen getirirsin olur biter.
Festival ambiyansının bir diğer unsuru da gündüz aktiviteleri. Evet geçen yıla göre gündüz aktiviteleri daha güçlüydü bu yıl. Ama içerik olarak o sıcakta o insanları orada bulunmaya motive edecek kadar değil. Gündüz aktivitelerinin içeriği çok önceden tasarlanmaya başlamalı ve iletişimi merak uyandıracak şekilde çeşitli mecralar yoluyla yapılmalı bence. Line up'ın açıklanmasından bağımsız biçimde; yıl boyunca... Konaklamalı festivaller için durum farklı ama şehir içinde iki günlük bir festival yapıyorsanız insanları gündüz vakti oraya getirmek için daha yaratıcı olmanız şart.
EPOL, memleketim festivallerinin çeşitli sebeplerle havlu atması, uygun bilet fiyatları, şehir merkezine yakın konumu gibi avantajlarını iyi değerlendirdi. İyi gruplar da vardı. Kırkına merdiven dayamış ve sadece performans izleme derdi olan benim gibi bir müziksever sızlanabilir ama 17-25 yaş arasındaki kitle müthiş bir haftasonu geçirdi, orası kesin.

21 Haziran 2009 Pazar

One Love sağlam başladı...


Geçen sene aldığı eleştirilere rağmen iki günü de dolu geçiren Efes Pilsen One Love (işbu yazıda bundan böyle EPOL olarak geçecektir) bu yıl daha iyi bir line up açıkladı.
Geçen yıl itibariyle Parkorman ambiyansından çıkıp (bence daha iyi oldu, çünkü Parkorman'da bir festival ambiyansı yaratmanın imkanı yoktu; gündüz havuzcular, yiyecek içecek desen tamamen Parkorman'cıların elinde; köfteydi, sucuktu, fişti, kuyrukta telef oluyorduk...) Santralİstanbul'da gerçekleşmeye başlayan festival; bu girişimi ile Bilgi Üniversitesi'ne ait bu alanı konser alemine kazandırdı. Eğer Dave Gahan hastalanmasaydı DM'i de orada daha geniş bir alana yayılarak izleyecektik.
Yeri gelmişken, İstanbul'da festival yapacak alan kalmadığının farkında mısınız? Parkorman tamamen çıktı hayatımızdan. Küçükçiftlik Parkı, Kuruçeşme Arena falan var ama bence oralarda ancak günübirlik konser olur. Hezarfen de RNC'nin bu yıl F1 Pisti'ne taşınmasıyla tarihteki yerini aldı. Geriye galiba bir tek Santralİstanbul kaldı.
Dediğim gibi geçen yıl festival olma iddiasının altını çizmek için konsept üzerine giden EPOL her ne kadar ikinci günü Balkan konseptine ayırması nedeniyle çingene festivali olmakla suçlansa da (ne komik); layıkıyla üstesinden geldi Santralİstanbul'daki ilk sınavın.
Az önce de belirttiğim gibi bu yılki line up kaydadeğerdi. Dün ilk gündü. Ben bugünkü line up'a göre daha zayıf bulduğum cumartesinin boş geçeceğini düşünüyordum. Ama gerek bilet fiyatlarının uygunluğu gerekse milletin festival açlığı beni haksız çıkarttı.
Gündüz saatlerinde sıcağın da etkisiyle boş kalan alan ilerleyen saatlerde dolmaya başladı. Olan son derece eğlenceli performansıyla boş alana şarkı söyleyen Ayça Şen'e oldu. Ayça'dan hemen sonra sahne alan Bora Uzer enerjikti ve sahneyi güzel doldurdu. Hele sahneye çıkartıp dans ettirdiği bir veled vardı ki anlatmakla bitmez.
M83 sahneye çıktığında güney iyiden iyiye çekilmeye başladı. Elektronik alemlerinin saygıdeğer ekibi M83 beklediğimden sert performansı ile kitleyi Tricky'ye hazırladı.
Türkiye'ye ilk kez gelen Tricky sahneye çıktığında alan maksimum kalabalığa ulaşmıştı. Tricky sahnedeyken ve ben kendisini kalabalıktan izleyemezken acaba yarın (yani bugün) nasıl olacak diye kaygılanmaya başladım. Çünkü bugün alanın daha kalabalık olacağı kesin, bakalım ne yapacağız...
Gecenin son ekibi alternatif camianın yakınen tanıdığı Klaxons'du. Görebildiğim kadarıyla iyi bir performans gösterdiler. Kalabalıktan bunalarak yarısında çıktım ve konserin yakaladığım kadarını evde Dream TV'den seyrettim.
Bugün Yasemin Mori sahnedeyken alanda olup Portecho, Starsailor ve Röyksopp'u izlemeyi umuyorum. Ama sadece umuyorum. Eskisi gibi önlere gidecek enerjim yok. Geride de durmak pek mümkün değil Santral İstanbul'da. Arkada tahta masalarda falan oturmak lazım. O vakit de festivalde gibi hissetmiyorsunuz kendinizi. Önümüzdeki yıl kesin alanın büyümesi lazım. Festival ruhunu rahat rahat, çimlere yayılarak, bunalmadan yaşayabilmek için.

06 Haziran 2009 Cumartesi

SEVGİ DUVARI (bugün benim yaş günüm)

SEVGİ DUVARI

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

Can YÜCEL

31 Mayıs 2009 Pazar

Kolbastı asıl 70lerdeydi...

Murat Meriç'in ufuk açan yazısı...
Okumak için facebook üyesi olmanız gerekiyor:
Facebook'tan bir sayfayı buraya link olarak koyamıyorum, dolayısıyla linki kopyala yapıştır yaparak adres olarak yazınız.

http://www.facebook.com/note.php?note_id=94721998277&ref=nf

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Batı Yakası'nın Hikayesi


PMD Yapım'ın ilk prodüksiyonu olan Batı Yakası'nın albümünü dinlemem için beni davet ettiğinde kadim dostum albümün prodüktörü Selim Serezli'nin gözlerindeki heyecan ifadesini görüp sevindim. Şirket kurulalı epeyce bir zaman geçmişti. PMD'nin kuruluş amacının sanatçısına 360 derece hizmet vermek olduğunu en başından beri biliyorum. Aslında şirketin ortaklarından biri olan TMC'nin müzik tarafı bu tarz bir uygulamayı uzun bir süredir yapıyordu. Sanıyorum fikir de buradan doğdu. Bir süre prodüksiyon işine girmediler. Konser ve organizasyon taraflarına ağırlık verdiler. Tabii bunda sektörün içine düştüğü açmaz da büyük rol oynadı. İlk prodüksiyonlarını o kargaşa içinde heba etmek istemediler haklı olarak.
Derken PMD Yapım, Rock'n Dark Express'in 2008 birincisine albüm çıkartacağını duyurarak ilk prodüksiyonunun müjdesini verdi. Yarışmanın birincisi Batı Yakası iyi olmasına iyi gruptu ama biz daha önceki yarışmaların birincilerinin prodüktörlerin elinde -sırf albüm yapma sözünü verdiler diye- yaptıkları uyduruk prodüksiyonlar nedeniyle nasıl çarçur edildiğini gördük defalarca. Çok şükür bu kez öyle olmadı.
PMD Yapım bir ilke imza atarak (Batı Yakası'nın ne kadar şanslı bir grup olduğunu da belirtmek isterim) gruba ciddi bir prodüksiyon yatırımı yaptı. Çok iyi müzikal prodüktör ve aranjörlerin elinde o şarkılar yeniden hayat buldu. Albüm satsın diye işin içine cover (icra) parçalar sokulmadı.
Albümün kapağını Türk rock ve metal aleminin efsane çizeri Apdülkadir Elçioğlu (Aptülika) çizdi. Kapakta "hall of fame" (ünlülerin bir arada bulunduğu bir salon) var. Ve kapıdan Batı Yakası elemanları giriyor. Ön kapakta büyük çizimin bir kesiti yer alıyor. İç kapakta ise çizimin tamamı var. Sağolsun Aptülika müzik yazarı olarak beni de çizmiş. Hem de en önde kocaman... Şafak'la (Ongan) beraberiz. Aslında kocaman olan ben değilim galiba yanaklarım :) Aptülika ellerine sağlık. Beni ve yanaklarımı gülerken bu kadar güzel çizen biri olmamıştı. Haa bir de hakkını yemeyeyim ve saygıyla anayım; Hey Dergisi'nde stajyer muhabir olarak çalıştığım yıllarda bizim yine Aptül gibi efsane olarak gördüğümüz Tuncay Batıbeki tarafından çizilmiş bir karikatürüm var. Yıllardan '87... Bilmeyenler için dipnot; Tuncay Batıbeki Köprüaltı'nda teybe bir Led Zeppelin kaseti koyarak Kemancı efsanesini başlatan kişidir aynı zamanda... Kimbilir nerelerde...
Selim Serezli ile albümü dinledik. Ben albümü ve sound'unu çok beğendim. Arkasındaki emeği ve gösterilen tavrı çok takdir ettim. Bunun üzerine Selim bana şöyle bir şey teklif etti; "tıpkı kitaplar için geçerli olduğu gibi albümün arkasını çevirince bir müzik mağazasında, tüketici bu albüm ne menem birşeymiş fikir sahibi olsun istiyorum dedi." Ve tabii ekledi, "bir paragraf birşey yazar mısın..."
Sanıyorum bu benim için de bir ilk olacaktı. Zamanında yine Selim'in çabalarıyla (o zaman SONY BMG'de çalışıyordu) MaNgA'nın ilk albümü için benzer birşeyler yapmıştık. Ben, Kutlu (Özmakinacı) ve Şafak (Ongan) birer cümlelik görüş beyan etmiştik albüm için ve o görüşlerimiz müzikmarketlerdeki posterlerde, foto bloklarda yer almıştı.
Yani albümle ilgili yazı yazmadan verilen görüş olması itibariyle ikinci ama albüm arkasına yazmak anlamında bir ilk... Ve sanıyorum albümün arkasına yazdıklarım bütün görüşümü özetliyor:

"Grubun adının Batı Yakası olması sizi yanıltmasın. Hem yüzünü batıya dönüp; hem de nağmeli gırtlak, dokuz sekiz ritme boyun eğmeden Türkiyeli bir rock sound'u çıkarmak kolay iş değil. Kendi şarkıları ile Türkiye'nin dört bir yanındaki onlarca akranı arasından sıyrılıp birinci olan Batı Yakası; yarışmadan gelme gruplar arasında da birçok özelliği ile farklılık gösteriyor. Örneğin; birincilik ödülü olarak, adet yerini bulsun diye yapılmış ilk albümlerden biri değil bu albüm. Arka planında uzun bir zaman yayılmış ve son derece profesyonel bir hazırlık süreci var. Bu da; elinde şarkıları ve umutları ile gelen genç bir gruptan yapımcıların doğru yaklaşımla ne renkler çıkartabileceğine dair bir ders niteliğinde.
Albümün tanıtımını kolaylaştırmak için sıkça başvurulan yöntemler vardır ünlü biriyle featuring yaptırmak ya da bilinen bir şarkının cover’ını söyletmek gibi. Bu yöntemlere de karşı olmamakla birlikte yeni ve genç bir rock grubunun kendi şarkılarını ön plana çıkartmak için gösterilen bu çabayı da takdir etmek gerek. Evet, albümde tamamı grubun imzasını taşıyan 10 tane şarkı var. Cover yok, featuring yok…
Dediğim gibi usta müzik profesyonellerinin elinde genç bir rock grubunun müzikal macerasının hangi noktalara gelebileceğini merak ediyorsanız Batı Yakası’nı dinleyin. Albümün müzikal prodüktörü Cem Özkan başta olmak üzere; Gece Yolcuları’ndan Uğur Arslantürkoğlu, DörtXDört’ten Göktuğ Şenkal ve Cellisima’dan Gülyar Balcı’nın da emeğine sağlık. Emsal teşkil etmesi bakımından benim için büyük önem taşıyor bu proje. "


Bunu biraz kısalttık Selim'le birlikte. Ama ben tamamını sizle paylaşmak istedim.

24 Mayıs 2009 Pazar

Guitar Hero'dan sonra Dj Hero ve Accordion Hero...

Trendometre'den...

http://www.trendometre.com/2009/05/23/hero-serisi-dur-durak-bilmiyor/

22 Mayıs 2009 Cuma

YALIN'IN BİT PAZARI ÇALINTI MI

Yalın'ın yeni albümündeki çıkış şarkısının (Bit Pazarı) Eurovision'un açık ara birincisi Norveç'in "Fairy Tail" adlı parçasından "çalıntı" olduğuna dair iddialar (bakın çalıntı diyorlar alıntı ya da esinlenme değil) ortalığı kasıp kavurdu. Hemen yorum yapmak yerine suların biraz durulmasını bekledim. Hani bu çok bilen, ahkamcılar eteklerindeki taşları döksün, kim ciddi kim cahil ortaya çıksın diye...
Özetle, müzikten birazcık anlayan birinin bu tip bir iddiayı ciddiye alması mümkün değil. Popüler müziği tüketen ve Yalın'a saldırmak için fırsat kollayan insanların da; ortalıkta gazeteciyim, yazarım diye dolaşan kimi ahkamcıların da iyi niyetinden şüphe ediyorum. İki şarkının birbiriyle zerrece ilgisi yok. Çalıntı iddiasına neden olan tek unsursa her iki şarkının intro'sunda yer alan keman partisyonu. Evet bir iki nota farkla birbirine çok benzeyen iki intro var ortada.
Eğer bir suçlama yapılacaksa bile bu suçlama şarkının yazarı Yalın'a değil, düzenlemeyi yapan Alper Erinç'e yönelik olabilir. Ama ben Alper Erinç'i iyi tanıyorum. Emin olun Norveç'in şarkısının düzenlemesini yapan her kimse ondan çok daha iyi bir müzisyen, çok daha yaratıcı bir aranjör. Yalın'ın şarkısının ne kadar uzun bir süre önce yapıldığını ise bizzat biliyorum. Yani Alper'den zerrece şüphem olmaz. Ne o introyu araklamaya ihtiyacı var bir müzik adamı olarak ne de Eurovision'da yarışan bir şarkıdan araklayacak kadar aptal bir adam.
Özetlersek neymiş? Ortada bir çalıntı yokmuş. Mevzu bahis benzerlik intro'daki keman partisyonundan kaynaklanmaktaymış. Konunun muhattabı Alper Erinç bu düzenlemeyi çok önce yapmış. Bit Pazarı'nın nakarat melodisinin Fairy Tale'in nakaratı ile, akor yürüyüşleri ile zerrece alakası yokmuş. O zaman bu kadar cahil değilsek bu saldırganlık niye? Ya kötü niyetliyiz ya da bilgi sahibi olmadan fikir sahibiyiz. Bir şeyi ne kadar kötülersek o kadar saygı göreceğimizi düşünüyoruz da ondan.
Beni en çok üzense koskoca MESAM Başkanı Ali Rıza Binboğa'nın sözleri oldu. Binboğa aşağı yukarı şöyle birşey dedi "çok kötü bir durum, eğer Norveçli yetkililerden şikayet gelirse Yalın büyük ceza alır ve albümü toplatmak zorunda kalabiliriz"...
Ali Rıza Binboğa Türkiye'de eser sahiplerinin haklarını koruyan iki büyük meslek örgütünden birinin başkanı. Üstelik bir müzisyen. Nasıl oluyor da böyle bir açıklama yapabiliyor, aklım almıyor. Şarkıları dinleyip de yaptıysa ayrı, dinlemeden yaptıysa ayrı skandal bana göre bu açıklama.
Çamur atmanın başkentinden herkese selamlar...

19 Mayıs 2009 Salı

Mira'nın yeni klibi

Mira - Başkası

PURPLE'DAN DM HAKKINDA BLOG'UMA ÖZEL AÇIKLAMA


Purple Concerts'ten yetkili bir ağız, aynı zamanda arkadaşım Siyabend Suvari'den bir mesaj aldım. Siyabend'cim, konseri yapmayı tercih ettiğinizi ve bunun daha az "zararlı" olduğunu biliyorum. Konseri sizin iptal etmediğinizi ve yapmayı ne kadar çok istediğinizi de... Umarım grup en kısa sürede bir tarih verir de DM'i keyifle seyrederiz.

"Zararı göze alarak girdiğimiz bir işi ucuz bir sebeple son dakkada iptal etmeyi düşünmedik elbette ki Tolga'cım. Ayrıca bilmiyorsan söyleyeyim konseri yapıp da zarar etmek konseri yapmadan zarar etmekten daha az zararlı bir iştir. Keza sponsorluk paraları, yiyecek içecek paraları, bilet paraları vs hepsi denklemin içinde kalırlar.

Biz isteyerek iptal etmedik 6 konser birden adamlar iptal etti ve ellerimiz kollarımız bağlı kaldık. Ancak şunu da eklemek isterim biletler iptalin ilk saniyelerinden itibaren iade alınmaya başladı, kimsenin biletlerini tutmadık elimizde.

Bir ya da iki konser sadece iptal olmuş olsaydı uğraşmaya degmeyebilirdi ancak 6 konserleri birden iptal ettiler, biz de umut içerisinde konserin yeni tarihini bekliyoruz, yeni konserin olması bize daha faydalı olabilir, grup ya da şirket içi dinamiklerimizi elbette ki kimse bilemez. Ancak konseri zarar yapıp yapmamaya göre şekillendirmeyeceğiz elbette, grup yeni tarih verirse o konser gerçekleşecek. Show will go on."

Siyabend Suvari
Purple Concerts


Resmi açıklama için:

www.purpleconcerts.eu

Depeche Mode yalan mı oldu?


İki gün kala Santralistanbul atmosferinde bizi coşturacağını umduğumuz Depeche Mode'un İstanbul Konseri'nin ertelendiğini öğrendik. Siz biraz daha geç öğrenmiş olabilirsiniz. Biz gazeteci ya da müzik endüstrisi tayfası olmamız itibariyle sizden bir miktar daha önce üzülmeye başladık. Öte yandan Yunanistan ayağı ertelendiğinde komşuda pişip bize de düşebileceğini tahmin ediyorduk ama kondurmak istemiyorduk. Aslında bu "erteleme" lafı genellikle "iptal edilme" durumunu yumuşatmak için kullanılır. İnanın, Dave Gahan'ın bağırsak enfeksiyonu benzeri bir sıkıntıyla apar topar uçağa bindirilip memlekete doğru paketlenmiş olması bile biletlerin iade edilip üzerine bir bardak su için deneceğine dair bir işaret gibi gözükmemişti bize.
İstanbul ayağından sonraki ayaklar da birer birer ertelenince umudumuz iyiden iyiye tükenmeye başladı.
Biliyorsunuz Purple Concerts ya da ana sponsor gibi gorünen Mey İçki (Binboa) henüz resmi bir açıklama yapmadı. Öyle ya, bir açıklama yapacaklar ki bilet alanlara paraları iade mi edilecek ne olacak belli olacak. Aldığım duyumlara göre yetkili firmalar çarşamba günü bir açıklama yapacak (bilmiyorum o açıklama tarihi de ertelenir mi)... Şu anda konserin eylül sonunda (bir de tarih var 29 eylül) yapılacağına dair söylentiler dolaşıyor.
Benim fikrimi soracak olursanız pek umudum yok. Bunun temel nedeni, zaten bu konser ilan edildiği tarihte yapılmış olsa bile organizatör firmanın mevcut durumda zarar ediyor olması. Yani pekala, fırsat bu fırsat diye düşünüp yapmaktan vazgeçebilirler. Depeche Mode'un kaşesi olarak verdikleri para eşittir bilet gelirleri artı sporsor gelirleri bile değil çünkü. İkincisi neredeyse ekim diyebileceğimiz bir konser tarihi İstanbul ikliminde açık havada büyük risk.
İyi tarafından bakalım. Biletler çatır çatır satıldı. En son ben 12.000 civarlarında kalmıştım. Yani yağmur çamur gelir bilet sahipleri diyelim ve avunalım.
Çok umutlu olmasam da dediğim gibi yapılacak açıklamayı sabırsızlıkla bekliyorum. Çünkü yaz ya da sonbahar mutlaka Depeche Mode izlemek istiyorum. Gelişmeleri aynen bildireceğim burdan.