okan bayulgen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okan bayulgen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2011 Pazartesi

Çocuk gibi çocuk olmak

Şu anda Muhabbet Krali'nda çocuklar oyunsuz kaldığinda başımıza neler geler gelebilir o konuşuluyor.
Mesela cep telefonları olmayaydı, internet bilmeyelerdi.....
Tahtadan atları olsaydı?
Bisikletleri Pinokyo olaydı? İlkellik mi? Yoksa çocuk kadar saf,temiz birşey mi.?.. Şimdi bir şey "varsa", onu alamazsın çocuğun elinden.Ipad'i goren çocuk elinden bırakır mı? Keza Iphone'u, Playsation'u.... Siz olsaydınız bırakır mıydınız, çocukken? Ama sanki, elimizdekilerle yetinmek daha iyiydi. Oyun Treni'ye, Tontonlarla ponponlarla, Uykudan Önce'yle, bi sürü güzel masalla... Sonra "saat 10 yatağa kon"la, hafta sonları İstiklal Marşı'nı bekleyecek kadar ayakta kalma lüksüyle... Enturabirkiüçle, yağ satarım bal satarımla....Beyaz Gölge meşhur olunca yaşadığımız basketçi olma heyecanıyla....Carver Lisesi'nde Koç Reeves'i izlerken, Coolidge'e Salami'ye özenirken, cuma günleri diziyi izlerken Çokoprens yerken....
Tek pota ya da minyatür kale maçlarda, dokuz aylıklarda... Sadece topun var diye maça dahil olduğun anlarda.... Çocuk gibi çocuk olabildiğinde... İnsan gibi insan, adam gibi adam bir çocuk olman için gerekleri yaparken ananla baban...

Bu yazdıklarımı hiç anlamayacak bir kitle var ona da ayrıca üzülüyorum.Sadece benim yaşadıklarımı yaşamadıklarımı için...
Parka çıkıp oynamadıkları , tahteravalliye binmedikleri için, salıncaktan düşmedikleri için, düşünce beyin travması korkusuyla hastaneye götürüldükleri için.
Çocuk gibi yaşamak çok önemli.... Çocuklarımızı yaşatamıyoruz. Her şey bunun için.

19 Aralık 2010 Pazar

Kafama ne tak'ıldı?

Sıradan degil kalpten yazalım:

1) Turkcell, gncplay kafasindan 2 liraya album indirtiyor. Mesela bir albümü 2 liraya indirdiğinizde; ya faturanıza yansıyor ya da kontürünüz eksiliyor. Sittin sene boyunca söyledik; bedavadan biraz daha pahalı birşey satıyorsanız, stratejiniz sağlam olmalı... Daha fazla müzik tamam...
2) Radyo Babylon.. Yok öyle Pozitif Ailesi şahanedir kafasında değil; dinlemeye doyamıyorum. www.radyobabylon.com
3) Okan Bayülgen; Trabzon Devlet Tiyatrosu'ndan niye ayrıldı biliyor musunuz? O dönem Gece Kuşu ile başlayacak uçuşa hazır olması gerekiyordu... Bütün oyunculuk kompleksi ondandır. "Cevap verecek bişey yok; ben kötü oyuncuyum, iyi yapımcı sanıyorum kendimi... Ama o kendim kendim diye dilime doladığım şeyi de pek iyi yönetemiyorum sanırım :)" der mi Okan Abimiz? Demez.
4) İstanbul FM Odullerinde, en iyi çıkış yapan şarkıcı Nil Özalp'mış, Onur Ödülü de İbrahim Tatlises'e gitmiş... Ne diyim :)
5) Ali Şota'nın klibi "Soyun" izlemeye değer
6) Bir "pet shop" yandı... Kimi hayvan öldü, kimi hayvan sessiz kaldı. Yanarken o dükkan cayır cayır, herkes şu yazıyı okudu: "Süs Hayvanları Satılır" !
7) TV8 de başlayacak bir program var: PARANOYAK! izlemeniz gerekiyor. 80'ler efsanesi Max Headroom çıkışlı ama beğeneceksiniz tahmin ediyorum.
8) Koç Üniversitesi Psikoloji Kulübü o kadar şahane ki... Mesela kendini keşfet farklılıklarını farket falan diyor, size klişe gelebilir ama: girin bakın web sitesine; halka bedava; Taksim'den servis var, üstelik o da bedava! www.ku.edu.tr
9) Cirque Du Soleil geliyor yahu.. Biletler de bu kadar büyük birşeyi izlemek babında ucuz...
10) Özcan Deniz kendi filmini çekmek istiyormuş tek dilediği oynamadığı bir filmi yönetmekmiş. Yeşim Ustaoğlu'nun bir filminde başrol olduğu için dua etsin; aşık olduğu da Altın Portakal'lı bir oyuncu... DAMLA SÖNMEZ Yeşim Kim
11) Nokia'nın bir uygulaması var OVI üzerinden; diyelim ki blogcusunuz, diyelim ki kendine güvenen bir şahsiyetsiniz; Nokia'nın OVI'si üzerinden kendinize bir uygulama (application) yaratıp Nokia'nın Store'unda (bildiğiniz mağaza) satabiliyorsunuz... Daha neler göreceğiz kim bilir...

14 Kasım 2010 Pazar

Disko Kralı da soyunsun artık!

Malum geçen pazar Zaga Band'le ilgili bir yazı yazdım burda. Şimdi o yazının hafta dönümü...

O yazıyı yazdıktan sonra çok daha iyi idrak ettim ki "yeni" gazetecilik; gazeteci olduğunu unutmayanların işi olacak; orası kesin. Bunu ister seni anlayan düzgün gazete patronlarının yanında yap, ister kendi küçük blog'unda... İnsandan değil doğrudan taraf olduğunda mutlaka karşılığını görüyorsun.

Bu minvalde Twitter'da o yazıyı ( http://takyildiz.blogspot.com/2010/11/zaga-band-neden-gitti.html ) yeniden tweet'leyenlere, Facebook'ta paylaştıkça paylaşanlara, sözlüklerde onlarca giriş yapıp başlık açanlara tek bir nedenle teşekkür ederim: aklımı başıma getirdikleri için... Nerede yazdığının değil, ne yazdığının önemli olduğunu hatırlattıkları için.

Yeni gazetecilik; yazdığı "iş"in içinde olan; dedikodu değil emin olduğunu yazan; sonra da yazdıklarının arkasında durabilen birinin işi olabilir ancak. Genç gazeteci arkadaşlarımın da sadece bunu idrak edebilmesini dilerim. Ne tuhaf ki idrak etmelerini dilediğim şey gazeteciliğin esasıdır.

Şimdi diyeceksiniz ki; sen Okan Bayülgen'in program orkestrasının neden gittiğini yazdın da dünyayı mı kurtardın. Çok "mühim meseleler" üzerine de yazabilirim elbet; yazacağım da. Ama çelişki gibi gözükmesin; ben bunun da mühim bir mesele olduğunu düşünüyorum.

En azından elinde televizyon kılıcı olan; on numara zeki ve yetenekli bir ağabeyimin; vefayla, dostlukla ve hatta samimiyetle ilgili meselesinden söz etmek o kadar önemsiz değildir. Bilakis Okan Bayülgen'le ilgili gecikmiş bir yazıdır benim açımdan.

Örnek biriktirmek için beklemedim. Bekledim çünkü içimden geleceğini biliyordum bir gün. Herkesleri küçümseyerek anti kahraman "olan" TV karakteri Okan Bayülgen'le ilgili "Disko Kralı çıplak" (bu tabir için yazar ve müzik insanı Doğu Yücel'e teşekkür ederim) diyeceğim bir anın geleceğini biliyordum. Başım göğe mi erdi? Yok; aynı baş, aynı gök benim tarafta...

Fazla geyik yapmaya gerek yok; diyeceklerim maddeli biçimde özetli aşağıda...

* Zaga Band'i kişisel olarak hiç tanımam. Kendilerine olan sevgim, saygım müzisyenlikleri ve duruşları nedeniyledir. Yalan olmasın; Murat Çopur'la iki muhabbetimiz var ama hiç bu konuları konuşmadık.

* Zaga Band bu yazı yazılmadan önce bana herhangi bir telkinde bulunmamış, en küçük bir bilgi vermemiştir. Yazdıklarım tamamen kendi gözlemlerimden, duyumlarımdan ibarettir.

*Zaga Band'in gidişi ile ilgili yazdıklarımın tamamen doğru oluşuna zerrece seviniyor değilim. Çünkü sevdiğim bir ağabeyim olarak Okan Bayülgen'in yanlış yaptığını; yiğitliğe bok sürdürmemek için aynen devam ettiğini; içten içe de bu duruma çok üzüldüğünü biliyorum.

* Bu saatten sonra söz konusu ağabeyimin fazlaca şişmiş egosuna pansuman yapmanın bile mümkün olmadığını da gayet iyi biliyorum.

* O yazı bir Zaga Band yazısı mıydı sadece; onu da tekrar düşünmek lazım. Okan Bayülgen birlikte çalıştığı yetenekli insanları bu şekilde kaybetmek yerine o "Gece Kuşu" zamanlarındaki heyecanını, sokak çocukluğunu, nezaketini, vefasını hatırlayarak onu Okan Bayülgen yapan değerlerle bu olgun çağında yeniden barışırsa tadından yenmez bir televizyoncu olarak. Lütfen onun programlarında boy göstermiş ve sonra sessiz sedasız gitmiş insanları (müzisyen, oyuncu, televizyoncu) bir hatırlayın... Onun bugün "toy zamanlarım" dediği döneme ait heyecanı aslında bu sözlük yazarları, tweeter'lar için en mühim değerdir, lütfen unutmasın.

Son sözüm şu: Sevgili Zaga Band sen de bu durumu fırsat olarak gör lütfen. Bir sıkıntı da şu ki; albüm bu kadar önemsediğiniz bir hadise olmasına karşın bu kadar zaman eyvallah dediniz Okan'a...
Televizyon şovu yapan bu adamdan işe müzisyen tarafından bakmasını beklediniz. Frank Zappa'yı, Led Zeppelin'i sevmek falan tamam da; müzisyen tarafında olmak için başka bir kalp lazım.

7 Kasım 2010 Pazar

Zaga Band Neden Gitti



Dün akşam Disko Kralı'nı izleyenler Okan Bayülgen'in "Ayılar" dediği program orkestrası Zaga Band'in yerinde başka bir grup olduğunu gördü. Evet; Zaga Band; Okan Bayülgen'le yollarını ayırdı. Ve hayır, bildiğim kadarıyla dün akşam dışardan destek vererek program orkestrası işlevini yerine getiren SATTAS da kalıcı değil... Peki bunca yıldır Okan'la birlikte program yapan; bir program orkestrasının çok ötesinde karizma ve yetenek sahibi Zaga Band; ne oldu da topluca istifa etti bu işten?

Derhal söyleyeyim; Okan çok uzun süredir oyalıyor Zaga Band'i... Sadece Okan'a duydukları sevgi ve saygıdan sabreden Zaga Band için belki de bardağı taşıran son damla Okan'ın "Nahide Ekengil" için DMC ile albüm anlaşması imzalaması olmuştur. Haksızlar mı? Değiller. Sittin senedir albümlerini çıkartmak için Okan'dan destur bekleyen, Okan'ın "sizin albümünüzü ben yapacağım, bekleyin" pışpışlarını yemek durumunda kalan adamlar dünkü çocuk değil. Tuncer ve Yusuf Tunceli Kardeşler ayrı ayrı; aklıyla, kalbiyle, müzik görgüsü ve enstrümanistliğiyle "iyi müzisyen" tırnağı içine pek yakışır. Murat Çopur deseniz; çok iyi bir basçı olmasının ötesinde kendini yaptığı işlerle müzisyen olarak kanıtlamış şahsına mühhasır bir adamdır.

Okan Zaga Band'i albümünüzü ben çıkartacağım diye oyalıyor da oyalıyor dediğim gibi. Hatta çocuklar çok ısrar ettiği zaman "çıkartırım ama solist ben olursam" gibi şaka mı ciddi mi olduğu belli olmayan tuhaf laflar da ediyor. Arada iki iltifat ediyor, iki ayı diyor ve bir süredir idare ediyor Zaga Band'i...

Aslında Zaga Band'in kendi albümünü çıkartıp, başarılı olması umurunda değil Okan'ın. Çocuklara el verip sonra gurur duyması falan da mümkün değil. Çünkü bugüne kadar keşfettiği, kariyerine yön verdiği tüm yetenekli sanatçılar dahil olmak üzere (Engin Günaydın'dan tut da Zafer Algöz'lere kadar) hiç kimse davul zurnayla gitmemiştir oradan. Okan, öyleymiş gibi yapar. Ama onu "terk edenlerden" nefret eder. İster ki; bütün yetenekli insanlar onun etrafında olsun; onun ağzının içine baksın, sözünden çıkmasın. Onu "bırakıp gidenlere" de düşman olur. Bir "okul"muş gibi davranır. Bir okulun başarılı öğrencilerinin mezuniyetlerinde küsme hakkı varmış gibi...

Zaga Band albüm çıkarırsa "beni terk edip gider" diye düşünüyordu içten içe Okan Bayülgen. Ama haysiyet sahibi, tek derdi müzik olan yetenekli insanları da orda asker gibi tutamazsın işte. Bu konuda stratejik bir hatası var Okan'ın en başından beri. Programında boy gösteren tüm yetenekli insanlar için geçerli bu.
Yeni yetme, görgüsüz pop starları tiye alan Nahide Ekengil tiplemesinin gerçek bir albüm yapması onun bir anti kahraman olarak altını çizdiği noktayı parlatacağı için Nahide Ekengil albümünün anlaşmasını alelacele imzalamıştır DMC ile...

Aynı DMC'nin Zaga Band'e albüm yapması da Okan'ın iki dudağı arasındadır. Ama işine gelmediği için bunu yapmamıştır Okan; durum bu kadar basit. Ve bunca zaman sabreden Zaga Band de büyük olasılıkla Okan'ın Nahide Ekengil albümü konusundaki heyecan ve acelesini görünce gerçekle yüzleşmiş ve istifayı basmıştır.

Dikkat ettiniz mi; bunca yıllık yol arkadaşları olmalarına karşın dün programda Zaga Band'in gidişi ile ilgili tek bir kelime etmedi Okan Bayülgen. Telefon bağlantılarından birinde konuyla ilgili yorum yapıldığında ise birşeyler geveledi sinirle... Yememişler içmemişler program jeneriğinden Zaga Band görüntülerini çıkarmışlar ilk iş. Çünkü Okan Bayülgen, gidenleri sevmez. Haklı bile olsalar, mağdur bile olsalar; "onları ben yarattım, bana kazık attılar" diye düşünmektedir çünkü.

6 Kasım 2009 Cuma

Aklıma takılanlar...

* Tarkan'ın şarkılar bomba gibi oluyormuş. Ayrıca Pamela'nın albümü de şahane oluyormuş. Geçen gün Can Şengün ile konuştuk o söyledi. Pek yakında stüdyoya gidip olaya yerinde müdahale edeceğim. Can da söz verdi Jack açacakmış :) Neyse ki sarhoş olsam bile iyi şarkı ile kötü şarkıyı ayırt edebiliyorum :)))


* Saçma sapan bir haber okudum geçen Habertürk Gazetesi'nde; efendim Kargo'nun eski elemanları Koray ve Serkan Maskott adında yeni bir grup kurdular malumunuz. Şarkılarını bitirdiler. Fiziksel bir albüm yapmayacaklar, dijital olarak paylaşacaklar falan. Buraya kadar eski haber zaten. Habertürk'te neredeyse tam sayfa bir haber vardı. Neymiş efendim Seattle'da Koray ve Serkan hep bir arada gezip aynı evde kaldıkları için oradaki kızlar bunları eşcinsel sanıyormuş, sürekli soruyorlarmış. Bu dedikodu buralara kadar gelmiş de işte buradaki genç kız hayranları pek üzülmüş. Koray ve Serkan da facebook üzerinden "küçük beyinli insanlar..." diyerek başladıkları mesajlarını "bizim aramızdaki sevgi bambaşka bir sevgi" diyerek bitirmişler. Tam sayfa işgal eden haber bu! Ne komik di mi?
Ben de bir kutu yazayım bu habere bari:
Koray'ı da Serkanı da bilen biliyor ama diyelim ki eşcinsel bir çift bunlar; bunun haber değeri nedir? Ayıp değil midir böyle şeyler yazmak?
Koray ve Serkan; siz niye cevap verip böyle saçma sapan şeylere de haber sıkıntısı çeken kimilerine malzeme yaratıyorsunuz?
Son olarak sevgili HT Gazetesi; Seattle'daki hatunların bu kadar yakışıklı iki adama durmadan siz gay'misiniz diye sormalarının altında yatan amacı anlayamıyor musunuz :)))

* Okan Bayülgen'in cumartesi, pazar ve pazartesi günleri yayınlanan krallı program üçlemesinin jenerik adamı Hayko Cepkin ve "Consume, Obey, Die" adlı şarkı oraya çok yakışmış. Zaten kendine has ve ihtişamlı bir sahne adamı olan Hayko'nun bir diğer enteresan kişilik olan Okan Bayülgen'le kumaşı çok iyi uyuşuyor. Okan da bunun farkında bence. Keza Hayko için de hem yeni çıkacak albümü öncesi güzel bir duruş hem de program süresince o jenerikte varolacak olması itibariyle uzun vadeli bir güzellik. Hayko başından beri gayet kararlı ve planlı bir biçimde (hepsinden önemlisi içtenlikle) kendi bildiği yolda ilerliyor.

* Önce maxi single daha sonra da albümünü çıkartan ardından Rock'n Coke'un alternatif sahnesinin headliner'lığını yaparak (hem de Prodigy Konseriyle rekabet ederek) sevenleriyle buluşan FOMA; boş durmuyor. RNC'den sonra hiç vakit kaybetmeden yeni şarkılar yazmaya başlayan FOMA kayıtları bitirdi. Duyduğuma göre bu şarkıları hayranları ile paylaşmak için yeni bir albüm yapmayı beklemeyecek olan FOMA'nın yeni şarkılarının radyolarca çok sevileceği de kulağıma gelenler arasında.

2 Ocak 2008 Çarşamba

YILBAŞI GEYİKLERİ


Çocukluğumdan beri ilk defa yılbaşı gecesi evde oturdum. İti kopuğu, herkesin toplu halde dingildeme hali içinde olduğu böyle sözde mühim günlerde eğlenmeye çalışmak, bizim gibi dingildemek için sebep aramayan sokak serserileri için gerçekten beyhude bir çaba ancak. Madem bunu biliyordun da evinde oturmak için neden bu seneye kadar bekledin diye sorabilirsiniz, en doğal hakkınız. Fakat eski yıllarda, evde oturmak için de bir sebebim yoktu yılbaşı gecelerinde. Artık var...
2007'ye girerken de fena geçmemişti yılbaşı gecesi bak şimdi aklıma geldi. Geçen yıl bu zamanlar Cihangir Caddesi'nde oturuyordum. Riko'nun evinde (Evet Kanat'ın Riko) hemen hemen davetlisi olan herkesi sevdiğim bir parti vardı. Hülya gelmişti Makedonya'dan, ilerleyen saatlerde o da partiye katıldı. Kutlu ve Özden Özmakinacı çifti vardı, Soner Günday, Suat Özkan; bir sürü sevdiğim adam... Sonra Hülya ile Baykuş'a gitmiştik son birkaç kadeh için. Güzeldi... Bak hakikaten güzel geçti 2007 sonra. Hayatımda bir sürü değişiklik oldu. Büyük değişiklikler, büyük kararlar... Şimdi geriye dönüp baktığımda 2007'yi çok iyi hatırlıyorum. Sanki bundan sonra gelecek güzel yılların bir habercisi oldu 2007.
İşte bu halet-i ruhiye içinde evde oturmaya karar verdik Erinç'imle. Anne ziyaretlerinden sonra yemek saati benim evde buluştuk. Bol mezeli güzel bir sofra kurduk. Kanallar arası geyik denizlerinde kaybolduk. İlerleyen saatlerde Murat (Tümer)'la İpek (Böceği) geldiler fakirhanemize. İpek yanında Cardinal Melon getirdi, yarısını indirdi muhabbet esnasında. Biz Erinç'le Efe Yaş Üzüm'le coştuk. Murat, İpek'in kadehinden ince inci indirdi kardinali. Bir ara hepimiz Victoria's Secret defilesine kitlendik. Ama ne kitlendik. Kadın diil ki onlar, başka bişiy...

Murat konuyla ilişkili olarak New York'dayken tanıştığı kimi ünlü ve güzel hatunlardan bahsetti.
Sonra politika konuştuk, Foma'nın albümünün pazarlama stratejisi üzerine konuştuk. Oralarda kızlar biraz sıkıldı :))
Murat'la İpek de, Tahtasaray'da aksam yemeği yemişler bize gelmeden önce. Batur, Tanju falan... Tahtasaray da bu arada benim sünnet olduğum yer. Levent'te eskiden Kemal Özkan Sünnet Sarayı'ydı orası. Hatta Kemal Baba da yılbaşı yemeği için ordaymış dün gece. Ulan bir dönem o kadar et kesilen yerde kebapçı açılır mı :) Hadi açtınız diyelim, Kemal Özkan nası et yiyo orda :)
Tuhaf bi şekilde bu sene hemen tüm arkadaşlarım evinde girdi yeni yıla. Bildiğim bir Barış (Yanargil) var sokaklarda olan. Onun da Ankara'dan bir kız arkadaşı geldi günübirlik; onunla aktılar ortamlara.
Sabaha karşı Kamil Koç'a bırakmış kızı :) Ama çok memnundu halinden.
Afşin Akın Bey, Kutlu Özmakinacı Bey ve grubu Yüksek Sadakat Çorlu'da konserdeydi bildiğim kadarıyla. Aylin Aslım bu yılbaşını çalışmadan, evinde sevgilisiyle geçirmeyi tercih etti. Reyhan evinde annesiyleydi; bir saatliğine Aylin'e uğramış. Kanat evdeydi. Okan'la Sinem evdeydi. Ayhan evdeydi Friends seyrediyordu son konuştuğumda. Zeynop, Tuba, Doğu, Çağlan, Serhat, Mazhar falan mangal partisi yapıp sonra feneri Tezgah'ta söndürmüşler. Baykuş camiası naaptı, kim çıktı kim çıkmadı bilmiyorum, ifadelerini alacağım gidince.
Selim Serezli, Hadi Elazzi ile birlikte konser ortamlarını gezmeyi planlıyordu en son, bilmiyorum çıktılar mı...
Bu arada evde olduğumuz için hemen hemen bütün kanalların yılbaşı özel programlarını izledim. Reyting hesabı baktığımızda Show TV'nin Ali Kırca'lı ana haberi üzeri Acun'un yarışması birinci olmuş. Acun'un yarışma hep birinci zaten. Bu sefer seyredip anlamaya çalıştım mevzuyu, püfü, noktayı. Tamamen milletimizin kumar eğiliminden kaynaklanıyor. Ortada soru yok, yarışma yok; tamamen kumar ve gaz. Seyrettiriyor mu, seyrettiriyor. Hani dedim Acun, konseptler üstü bir değer katıyor mu formata? Baktım o da yok. Acun çünkü komik ve akıllı bir adamdır. Ama diyorum ya; yarışmacı tipler düzgün, format heyecan verici; mevzu kumar adrenalini bağımlılığı...
CNN'de Beyazıt'ın programı pek ilgimi çekmedi açıkçası. Yılbaşı gecesi Beyazıt, CNN gibi bir kanalı seyredilir kılmak istiyorsa farklı birşey yapmalıydı, olmamış. Ben olsam Kanal D'nin yılbaşı programına Beyazıt'ı bir şekilde eklemlerdim. 2007'yi çok yüksek performansla geçirdi Beyaz Şov. Beyazıt hem şovmen olarak hem de kendini idrak etme anlamında büyük yol katetti. Seyfi Dursunoğlu ve Beyazıt'ın içinde olduğu değişik bir format Kanal D'yi birinci yapabilirdi.
Kanal D'nin eğlencesi Seyfi Dursunoğlu kaptanlığındaydı. Bir gerçek var ki onun olduğu yerde bir sihir oluyor. Bundan yıllar önce bir devlet memuru iken içinden gelen sesi dinleyerek başardığı işe bakıyorsun; gördüğü saygıya, sevgiye ve en önemlisi bunları hak ettiğine şahit oluyorsun. Yetmişlerini süren cinsiyetler üstü bu insan; hazımlı olmanın, efendi olmanın, saygın olmanın ne olduğunu göstermiştir umarım tüm şov dünyasına. Dilerim ömrü uzun olur. Kadın kıyafetleri içinde castırı castırı dans eden, klasik türk musikisi eserleri, kantolar okuyan; belden aşağı vururken bile ders verir nitelikte ve zeka dolu olan, dövse bile acıtmayan Seyfi Dursunoğlu'na takstar galaktika'dan sonsuz saygılar.
Seyfi Dursunoğlu'nun ve Okan Bayülgen'in ağırlığını koyduğu programda Özcan Deniz, Pınar Altuğ, Ata Demirer, Kibariye, Nihat Doğan gibi isimler vardı. İkinci olabildiler. Yine de yılbaşı eğlencesi formatı açısından baktığımızda en başarılı programdı Kanal D'ninkisi. Onun arkasından da Sibel Can ve Ebru Gündeş'li Star gelir. Fox da gücü yettiğince birşeyler yaptı, alaturkaya ağırlık verdi ama açıkçası beni tatmin etmedi. İlerleyen saatlerde de Osman Tan Erkır'ın bizzat arkasında durduğu proje Mahşer-i Cümbüş'e bağladılar (Osman Tan, Ebru Gündeş'in son sevgilisi olmasının yanı sıra, Fox TV'nin de başında biliyorsunuz). Bana soracak olursanız Fox formatı düşünüldüğünde, çok marjinal bir iş. Ben beğeniyorum beğenmesine de, en azından yılbaşı yayını akışı içinde yerleri yoktu diye düşünüyorum. Bilmiyorum reytingi noolmuştur.
Beni gene en çok şaşırtan TRT oldu. Tarkan'a sadece TRT ekranlarında olsun diye tonla para dökmüşler ama Tarkan play back söylüyordu yayında, gözlerime inanamadım. İlerleyen saatlerde Tolga Çevik'li Salih Kanyon'lu (aslen TV8 menşeili Komedi Dükkanı adlı program) doğaçlamalar da kurtaramadı TRT'yi. Çünkü o formatın mutlaka seyircili çekilmesi gerekir. Oyuncular gereken elektriği alamadılar seyirciyle iletişim kuramadıkları için. Bu da performanslarına yansıdı. Milli Piyango takibi nedeniyle TRT'de olanlar belki kurtarmıştır TRT'yi. Bu arada biletlerden biri Mecidiyeköy biri Üsküdar'a denk gelmiş. Şerefsizim Mecidiyeköy'den çekiyordum az daha bir çeyrek. Tüh...
ATV, AB grubunda birinci olmasına rağmen, bence sınıfta kaldı bu yılbaşı. Artık klasikleşmiş, şarkılı türkülü Avrupa Yakası Özel bir yere kadar götürdü işi, evet. Ancak sonrasında Kenan Doğulu üzerine kurulu olan ve Hepsi ile Burak Kut'un katıldığı konser; ATV gibi büyük bir kanalın yılbaşı programı'nı kurtarmaya yetmez. Kenan, evet 2007'ye damgasını vurmuştur. Çok eğlenceli ve başarılı bir adamdır. ATV yayını; canlıdır, güzeldir; ona da tamam. Ama böyle yılbaşı programı olmaz. TRT Tarkan'ı çıkardı biz de Kenan'ı koyalım karşısına tavrından da öte sanıyorum Ali Kırca ve ekibinin ayrılması, kanalın satılması gibi unsurlar ATV'nin adına ve etkisine yaraşır bir program hazırlamasını engelledi. O bir yılbaşı programı değildi; neresinden bakarsanız bakın bu böyle.
Beni kısmen hayal kırıklığına uğratan bir diğer kanalsa NTV oldu. Demet Akbağ'lı, Okan Bayülgen'li, Müjde Ar'lı program NTV her ne kadar kategoriler dışı başarılı işlere imza atıp AGB ölçümlerini iplemiyor ve buna rağmen başarılı oluyor olsa da yılbaşı için yeterli değildi. Uzun bir aradan sonra ekranlara dönen Okan; yeni nesil saçları ve bildiğiniz yüksek gerilim hatlarıyla ordaydı. Ben Müjde Ar'ın enerjisini; Okan'ın, programı ("televizyoncu olan benim ulan" tavrıyla) domine etmesinden ötürü yeterince göremedim. Pınar Kür, Çiğdem Anad, Aysun Kayacı'lı formatın ne kadar başarılı olduğu ve Müjde Ar'ın oradaki performansı düşünüldüğünde yazık oldu bile denilebilir yılbaşı programına. Ayrıca program, teknik hatalarla doluydu. Format; herhangi bir yayın döneminde ilgi görebilir (bir konu hakkında Müjde Ar ve Okan Bayülgen iki ayrı kutupu savunuyor ve kimin haklı olduğu soruluyor izleyiciye). Ama yılbaşında ne alaka yahu? Homo Erectus kimdir, CEO neyin açılımıdır gibi konular... Okan Bayülgen format bankası mı oldu, kanalları hipnotize mi ediyor bilmiyorum artık... Hele hele kazananlara verilecek ödülle ilgili; "aldığınız ödülü bilmem hangi kuruma bağışlıyor musunuz yoksa kendinize mi alacaksınız" diye sorulması çok acaipti. Bu ne baskı yahu? Her şeyin bir adabı, raconu var...
CNBC'nin Victoria's Secret defilesi klasiğine Fashion One, firmanın eski şovlarını da yayınlayarak misilleme yaptı. Bizim de gözümüz gönlümüz açıldı.
Daha ilerleyen saatlerde sinema kuşağına giren kanalların tercihi bazen ismiyle bazen de cismiyle erotik olan filmlerdi. Erinç'le kanalların bu tercihinin bilinçaltını yorumlamaya çalıştık. Göbeğini kaşıyan adam eğer meydanlara çıkıp turist taciz etmiyorsa olay şöyle gelişecekti... Adam yiyecek içecek, karısı hizmet edecek. Adam içecek, dansözleri seyredecek. Coşup Viktorya'nın sırrını çözecek. Kafası iyice güzel olacak. Üzerine bir de Demi Moore'den Striptease... Vay o karısının haline o gece artık :). Sanki program akışlarını yaparken bunu hesap ediyorlar :)))
Bir yılbaşı gecesi de böyle geçti işte... 2008 geldi; ama harbiden hoşgeldi!