31 Mayıs 2009 Pazar

Kolbastı asıl 70lerdeydi...

Murat Meriç'in ufuk açan yazısı...
Okumak için facebook üyesi olmanız gerekiyor:
Facebook'tan bir sayfayı buraya link olarak koyamıyorum, dolayısıyla linki kopyala yapıştır yaparak adres olarak yazınız.

http://www.facebook.com/note.php?note_id=94721998277&ref=nf

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Batı Yakası'nın Hikayesi


PMD Yapım'ın ilk prodüksiyonu olan Batı Yakası'nın albümünü dinlemem için beni davet ettiğinde kadim dostum albümün prodüktörü Selim Serezli'nin gözlerindeki heyecan ifadesini görüp sevindim. Şirket kurulalı epeyce bir zaman geçmişti. PMD'nin kuruluş amacının sanatçısına 360 derece hizmet vermek olduğunu en başından beri biliyorum. Aslında şirketin ortaklarından biri olan TMC'nin müzik tarafı bu tarz bir uygulamayı uzun bir süredir yapıyordu. Sanıyorum fikir de buradan doğdu. Bir süre prodüksiyon işine girmediler. Konser ve organizasyon taraflarına ağırlık verdiler. Tabii bunda sektörün içine düştüğü açmaz da büyük rol oynadı. İlk prodüksiyonlarını o kargaşa içinde heba etmek istemediler haklı olarak.
Derken PMD Yapım, Rock'n Dark Express'in 2008 birincisine albüm çıkartacağını duyurarak ilk prodüksiyonunun müjdesini verdi. Yarışmanın birincisi Batı Yakası iyi olmasına iyi gruptu ama biz daha önceki yarışmaların birincilerinin prodüktörlerin elinde -sırf albüm yapma sözünü verdiler diye- yaptıkları uyduruk prodüksiyonlar nedeniyle nasıl çarçur edildiğini gördük defalarca. Çok şükür bu kez öyle olmadı.
PMD Yapım bir ilke imza atarak (Batı Yakası'nın ne kadar şanslı bir grup olduğunu da belirtmek isterim) gruba ciddi bir prodüksiyon yatırımı yaptı. Çok iyi müzikal prodüktör ve aranjörlerin elinde o şarkılar yeniden hayat buldu. Albüm satsın diye işin içine cover (icra) parçalar sokulmadı.
Albümün kapağını Türk rock ve metal aleminin efsane çizeri Apdülkadir Elçioğlu (Aptülika) çizdi. Kapakta "hall of fame" (ünlülerin bir arada bulunduğu bir salon) var. Ve kapıdan Batı Yakası elemanları giriyor. Ön kapakta büyük çizimin bir kesiti yer alıyor. İç kapakta ise çizimin tamamı var. Sağolsun Aptülika müzik yazarı olarak beni de çizmiş. Hem de en önde kocaman... Şafak'la (Ongan) beraberiz. Aslında kocaman olan ben değilim galiba yanaklarım :) Aptülika ellerine sağlık. Beni ve yanaklarımı gülerken bu kadar güzel çizen biri olmamıştı. Haa bir de hakkını yemeyeyim ve saygıyla anayım; Hey Dergisi'nde stajyer muhabir olarak çalıştığım yıllarda bizim yine Aptül gibi efsane olarak gördüğümüz Tuncay Batıbeki tarafından çizilmiş bir karikatürüm var. Yıllardan '87... Bilmeyenler için dipnot; Tuncay Batıbeki Köprüaltı'nda teybe bir Led Zeppelin kaseti koyarak Kemancı efsanesini başlatan kişidir aynı zamanda... Kimbilir nerelerde...
Selim Serezli ile albümü dinledik. Ben albümü ve sound'unu çok beğendim. Arkasındaki emeği ve gösterilen tavrı çok takdir ettim. Bunun üzerine Selim bana şöyle bir şey teklif etti; "tıpkı kitaplar için geçerli olduğu gibi albümün arkasını çevirince bir müzik mağazasında, tüketici bu albüm ne menem birşeymiş fikir sahibi olsun istiyorum dedi." Ve tabii ekledi, "bir paragraf birşey yazar mısın..."
Sanıyorum bu benim için de bir ilk olacaktı. Zamanında yine Selim'in çabalarıyla (o zaman SONY BMG'de çalışıyordu) MaNgA'nın ilk albümü için benzer birşeyler yapmıştık. Ben, Kutlu (Özmakinacı) ve Şafak (Ongan) birer cümlelik görüş beyan etmiştik albüm için ve o görüşlerimiz müzikmarketlerdeki posterlerde, foto bloklarda yer almıştı.
Yani albümle ilgili yazı yazmadan verilen görüş olması itibariyle ikinci ama albüm arkasına yazmak anlamında bir ilk... Ve sanıyorum albümün arkasına yazdıklarım bütün görüşümü özetliyor:

"Grubun adının Batı Yakası olması sizi yanıltmasın. Hem yüzünü batıya dönüp; hem de nağmeli gırtlak, dokuz sekiz ritme boyun eğmeden Türkiyeli bir rock sound'u çıkarmak kolay iş değil. Kendi şarkıları ile Türkiye'nin dört bir yanındaki onlarca akranı arasından sıyrılıp birinci olan Batı Yakası; yarışmadan gelme gruplar arasında da birçok özelliği ile farklılık gösteriyor. Örneğin; birincilik ödülü olarak, adet yerini bulsun diye yapılmış ilk albümlerden biri değil bu albüm. Arka planında uzun bir zaman yayılmış ve son derece profesyonel bir hazırlık süreci var. Bu da; elinde şarkıları ve umutları ile gelen genç bir gruptan yapımcıların doğru yaklaşımla ne renkler çıkartabileceğine dair bir ders niteliğinde.
Albümün tanıtımını kolaylaştırmak için sıkça başvurulan yöntemler vardır ünlü biriyle featuring yaptırmak ya da bilinen bir şarkının cover’ını söyletmek gibi. Bu yöntemlere de karşı olmamakla birlikte yeni ve genç bir rock grubunun kendi şarkılarını ön plana çıkartmak için gösterilen bu çabayı da takdir etmek gerek. Evet, albümde tamamı grubun imzasını taşıyan 10 tane şarkı var. Cover yok, featuring yok…
Dediğim gibi usta müzik profesyonellerinin elinde genç bir rock grubunun müzikal macerasının hangi noktalara gelebileceğini merak ediyorsanız Batı Yakası’nı dinleyin. Albümün müzikal prodüktörü Cem Özkan başta olmak üzere; Gece Yolcuları’ndan Uğur Arslantürkoğlu, DörtXDört’ten Göktuğ Şenkal ve Cellisima’dan Gülyar Balcı’nın da emeğine sağlık. Emsal teşkil etmesi bakımından benim için büyük önem taşıyor bu proje. "


Bunu biraz kısalttık Selim'le birlikte. Ama ben tamamını sizle paylaşmak istedim.

22 Mayıs 2009 Cuma

YALIN'IN BİT PAZARI ÇALINTI MI

Yalın'ın yeni albümündeki çıkış şarkısının (Bit Pazarı) Eurovision'un açık ara birincisi Norveç'in "Fairy Tail" adlı parçasından "çalıntı" olduğuna dair iddialar (bakın çalıntı diyorlar alıntı ya da esinlenme değil) ortalığı kasıp kavurdu. Hemen yorum yapmak yerine suların biraz durulmasını bekledim. Hani bu çok bilen, ahkamcılar eteklerindeki taşları döksün, kim ciddi kim cahil ortaya çıksın diye...
Özetle, müzikten birazcık anlayan birinin bu tip bir iddiayı ciddiye alması mümkün değil. Popüler müziği tüketen ve Yalın'a saldırmak için fırsat kollayan insanların da; ortalıkta gazeteciyim, yazarım diye dolaşan kimi ahkamcıların da iyi niyetinden şüphe ediyorum. İki şarkının birbiriyle zerrece ilgisi yok. Çalıntı iddiasına neden olan tek unsursa her iki şarkının intro'sunda yer alan keman partisyonu. Evet bir iki nota farkla birbirine çok benzeyen iki intro var ortada.
Eğer bir suçlama yapılacaksa bile bu suçlama şarkının yazarı Yalın'a değil, düzenlemeyi yapan Alper Erinç'e yönelik olabilir. Ama ben Alper Erinç'i iyi tanıyorum. Emin olun Norveç'in şarkısının düzenlemesini yapan her kimse ondan çok daha iyi bir müzisyen, çok daha yaratıcı bir aranjör. Yalın'ın şarkısının ne kadar uzun bir süre önce yapıldığını ise bizzat biliyorum. Yani Alper'den zerrece şüphem olmaz. Ne o introyu araklamaya ihtiyacı var bir müzik adamı olarak ne de Eurovision'da yarışan bir şarkıdan araklayacak kadar aptal bir adam.
Özetlersek neymiş? Ortada bir çalıntı yokmuş. Mevzu bahis benzerlik intro'daki keman partisyonundan kaynaklanmaktaymış. Konunun muhattabı Alper Erinç bu düzenlemeyi çok önce yapmış. Bit Pazarı'nın nakarat melodisinin Fairy Tale'in nakaratı ile, akor yürüyüşleri ile zerrece alakası yokmuş. O zaman bu kadar cahil değilsek bu saldırganlık niye? Ya kötü niyetliyiz ya da bilgi sahibi olmadan fikir sahibiyiz. Bir şeyi ne kadar kötülersek o kadar saygı göreceğimizi düşünüyoruz da ondan.
Beni en çok üzense koskoca MESAM Başkanı Ali Rıza Binboğa'nın sözleri oldu. Binboğa aşağı yukarı şöyle birşey dedi "çok kötü bir durum, eğer Norveçli yetkililerden şikayet gelirse Yalın büyük ceza alır ve albümü toplatmak zorunda kalabiliriz"...
Ali Rıza Binboğa Türkiye'de eser sahiplerinin haklarını koruyan iki büyük meslek örgütünden birinin başkanı. Üstelik bir müzisyen. Nasıl oluyor da böyle bir açıklama yapabiliyor, aklım almıyor. Şarkıları dinleyip de yaptıysa ayrı, dinlemeden yaptıysa ayrı skandal bana göre bu açıklama.
Çamur atmanın başkentinden herkese selamlar...

19 Mayıs 2009 Salı

Mira'nın yeni klibi

Mira - Başkası

PURPLE'DAN DM HAKKINDA BLOG'UMA ÖZEL AÇIKLAMA


Purple Concerts'ten yetkili bir ağız, aynı zamanda arkadaşım Siyabend Suvari'den bir mesaj aldım. Siyabend'cim, konseri yapmayı tercih ettiğinizi ve bunun daha az "zararlı" olduğunu biliyorum. Konseri sizin iptal etmediğinizi ve yapmayı ne kadar çok istediğinizi de... Umarım grup en kısa sürede bir tarih verir de DM'i keyifle seyrederiz.

"Zararı göze alarak girdiğimiz bir işi ucuz bir sebeple son dakkada iptal etmeyi düşünmedik elbette ki Tolga'cım. Ayrıca bilmiyorsan söyleyeyim konseri yapıp da zarar etmek konseri yapmadan zarar etmekten daha az zararlı bir iştir. Keza sponsorluk paraları, yiyecek içecek paraları, bilet paraları vs hepsi denklemin içinde kalırlar.

Biz isteyerek iptal etmedik 6 konser birden adamlar iptal etti ve ellerimiz kollarımız bağlı kaldık. Ancak şunu da eklemek isterim biletler iptalin ilk saniyelerinden itibaren iade alınmaya başladı, kimsenin biletlerini tutmadık elimizde.

Bir ya da iki konser sadece iptal olmuş olsaydı uğraşmaya degmeyebilirdi ancak 6 konserleri birden iptal ettiler, biz de umut içerisinde konserin yeni tarihini bekliyoruz, yeni konserin olması bize daha faydalı olabilir, grup ya da şirket içi dinamiklerimizi elbette ki kimse bilemez. Ancak konseri zarar yapıp yapmamaya göre şekillendirmeyeceğiz elbette, grup yeni tarih verirse o konser gerçekleşecek. Show will go on."

Siyabend Suvari
Purple Concerts


Resmi açıklama için:

www.purpleconcerts.eu

Depeche Mode yalan mı oldu?


İki gün kala Santralistanbul atmosferinde bizi coşturacağını umduğumuz Depeche Mode'un İstanbul Konseri'nin ertelendiğini öğrendik. Siz biraz daha geç öğrenmiş olabilirsiniz. Biz gazeteci ya da müzik endüstrisi tayfası olmamız itibariyle sizden bir miktar daha önce üzülmeye başladık. Öte yandan Yunanistan ayağı ertelendiğinde komşuda pişip bize de düşebileceğini tahmin ediyorduk ama kondurmak istemiyorduk. Aslında bu "erteleme" lafı genellikle "iptal edilme" durumunu yumuşatmak için kullanılır. İnanın, Dave Gahan'ın bağırsak enfeksiyonu benzeri bir sıkıntıyla apar topar uçağa bindirilip memlekete doğru paketlenmiş olması bile biletlerin iade edilip üzerine bir bardak su için deneceğine dair bir işaret gibi gözükmemişti bize.
İstanbul ayağından sonraki ayaklar da birer birer ertelenince umudumuz iyiden iyiye tükenmeye başladı.
Biliyorsunuz Purple Concerts ya da ana sponsor gibi gorünen Mey İçki (Binboa) henüz resmi bir açıklama yapmadı. Öyle ya, bir açıklama yapacaklar ki bilet alanlara paraları iade mi edilecek ne olacak belli olacak. Aldığım duyumlara göre yetkili firmalar çarşamba günü bir açıklama yapacak (bilmiyorum o açıklama tarihi de ertelenir mi)... Şu anda konserin eylül sonunda (bir de tarih var 29 eylül) yapılacağına dair söylentiler dolaşıyor.
Benim fikrimi soracak olursanız pek umudum yok. Bunun temel nedeni, zaten bu konser ilan edildiği tarihte yapılmış olsa bile organizatör firmanın mevcut durumda zarar ediyor olması. Yani pekala, fırsat bu fırsat diye düşünüp yapmaktan vazgeçebilirler. Depeche Mode'un kaşesi olarak verdikleri para eşittir bilet gelirleri artı sporsor gelirleri bile değil çünkü. İkincisi neredeyse ekim diyebileceğimiz bir konser tarihi İstanbul ikliminde açık havada büyük risk.
İyi tarafından bakalım. Biletler çatır çatır satıldı. En son ben 12.000 civarlarında kalmıştım. Yani yağmur çamur gelir bilet sahipleri diyelim ve avunalım.
Çok umutlu olmasam da dediğim gibi yapılacak açıklamayı sabırsızlıkla bekliyorum. Çünkü yaz ya da sonbahar mutlaka Depeche Mode izlemek istiyorum. Gelişmeleri aynen bildireceğim burdan.

Future of the Music Business presentation

Future of the Music Business presentation

Posted using ShareThis

Leadership Music Digital Summit 2009 - Mike Masnick keynote address, 3/25/09 from Leadership Music Digital Summit on Vimeo.

ROXY Müzik Günleri Birincisi

Az önce nihayetlenen final gecesinde 14. Roxy Müzik Günlerinin bu yılki birincisi Ankara'dan Softa adlı grup oldu. Bunca yıldır sektirmeden yapılagelen ve saygınlığını koruyan Roxy Müzik Günleri piyasaya da onlarca önemli isim kazandırdı. Softa'nın da yolunun açık olmasını yürekten diliyorum.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

MaNgA ve Cartel Rock'n Coke'da!


90'ların başında Cartel diye birşey girdi hayatımıza. Karakan, Erci E, ve Da Crime Posse (Cinai Şebeke)'nin bir araya gelmesinden oluşan Cartel Türkiye'yi rap'le tanıştırdı desek herhalde yanlış olmaz. Kullandıkları sample'lar çok doğruydu. Sözler yerli yerine oturdu. Bizim milliyetçi tayfa tarafından yanlış anlaşılmış oldukları da madalyonun öbür yüzündeki gerçek. Nedeni ise çok açık; "cehennemden çıkan çılgın Türk" diyen kişinin hangi sosyo kültürel alanda söylediğine göre değişiyor bu cümlenin anlamı. Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarının yaşadığı kültür bunalımı, baskı başka; Türkiye'de yaşayıp dünyaya Türkçü bir siyasi duruşla bakanların fikri başka da ondan. Zaten buradaki algılanışları nedeniyle küstü Cartel ve kısa bir süre sonra dağıldı. Oysa hem müzikal olarak hem de ticari anlamda çok başarılı bir projeydi.
Cartel'den sonra grubu oluşturan parçalardan Erci E ve Karakan'ın solo projeleri yayınlandı Türkiye'de. Cartel kadar satıy başarıları olmasa da yapımcılarını zarara uğratmadılar. Erci E Cartel'in eğlenceli yüzüydü. Sözler ve altyapılar itibariyle daha çok eğlence, kızlar, dans odaklı bir iş yaptı. Kerim ve Alper Ağa'dan oluşan Karakan ise zaten projenin beyniydi. Onların albümünü çok beğendim. Şimdi Karakan da yok. Daha doğrusu Kerim ve Alper Ağa yollarını ayırdı. Kerim bildiğim kadarıyla işinde gücünde şimdi ve müzikal projeler konusunda ikna edilemiyor. Alper Ağa, Karakan'ı tek başına sürdürüyor.
Geçtiğimiz ay ikinci albümünü çıkaran Manga da çok özgün ve başarılı bir proje. İster Türkçe nu metal deyin adına, ister başka birşey; ilk albümü ile büyük bir satış yakalayan Manga büyüklük olarak benzer bir hayran kitlesini de peşinden sürüklemeyi becerdi. Hiçbir şeyin satmadığı bir dönemdi hem de. Bir başka okumayla da söyle denilebilir; Manga, çok satan son projeydi.
Karakan sevgilerini "Evdeki Ses" yorumlarından, Cartel hayranlıklarını da sohbetlerimizden biliyorum. (Bu arada Manga ekibi, Hayko Cepkin, Ege Çubukçu ve Pamela Spence de komple kankadır, yedikleri içtikleri ayrı gitmez. Alakasız gözükse de faydalı bir dipnot :))
Bir süre önce Manga'nın yapımcı şirketi Grgdn (Hadi Elazzi ve Haluk Kuruosman) Cartel'i yeni bir albüm yapma konusunda ikna ettiler. Bu albüm Grgdn etiketiyle çıkacak. Öte taraftan Grgdn'ın Türkiye'de Sony Müzik'le sözleşmeyle bağlayıcı olan bir kar ortaklığı var. Bu ortaklık Gripin, Manga, Emre Aydın için geçerliydi bu güne kadar. Ama sözleşmenin süresi dolana kadar Grgdn'ın yaptığı her işte otomatik olarak ortağı oluyor Sony. Dolayısıyla Cartel için de geçerli olacak. Sözleşme süresi dolduktan sonra yenilenir mi bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ki o da Sony Müzik Türkiye'nin sub label (alt şirket) olarak Grgdn'ı satın almak istiyor olduğu. Çünkü Sony Müzik Türkiye'nin yurtdışından gelen direktifleri de esas alarak bu yaz itibariyle büyümesi gerekiyor. Bu büyümeyi de canlı müzik ve menajerlik haklarına sahip olmayı hedefleyerek yapması gerekiyor. Bu minvalde yıllardır birlikte çalıştıkları Grgdn bulunmaz bir fırsat Sony için. Öte yandan kulağıma geldiğine göre Grgdn'ın ortaklarından Haluk Kuruosman bu duruma pek sıcak bakmıyor. Sony Müzik Türkiye'nin CEO'su Şemsettin Göktaş'sa ısrarlı. Şirketin yapısına ve Haluk Kuruosman'a ait stüdyoya hepsinden önemlisi iş yapış biçimlerine asla karışmak istemediğini söylüyor Göktaş. Tek hedefi, Sony International'ın beklentileri doğrultusunda bir büyüme gerçekleşmesi söylediğine göre. Anladığım kadarıyla Haluk Kuruosman'ın Grgdn'ın ortağı olarak isteği şirketin bağımsız olarak büyümesi.
Bu arada yeri gelmişken Aylin Aslım'ın yeni albümü de tıpkı Grgdn örneğinde geçerli olduğu üzere bir ortaklık yöntemiyle Sony Müzik'ten çıkacak önümüzdeki günlerde.
Gelelim yazının başlığına... Son dakikada bir aksilik olmazsa Manga ve Cartel ortak bir performans için Rock'n Coke sahnesinde olacaklar bu yaz. Henüz resmi açıklama yapılmadı ama kesin gibi gözüküyor. Kuşkusuz RNC'un en unutulmaz performanslarından biri olacaktır diye düşünüyorum.

17 Mayıs 2009 Pazar

Son dakikada dördüncü olduk


Foto finişle 4. olduk. Athena'nın egale edilmesi oldu... Bence başarılı bir sonuç. Azerbaycan az daha ikinci oluyordu ama İzlanda bir sonraki oyda geri aldı sırasını. Bulent Özveren Fransa'nın altta kaldığına üzülüyorum dedi ama bence iyi bir şarkı değildi. Patricia Kaas olmasa hikayeden bir şarkı, çok sıkıcı. Norveç zaten ön süreçler boyunca birinciliğini ilan etmiş gibiydi. Türkiye'nin üçüncü olması bana daha yakın geliyordu ama dört oldu; bence başarı.
Eğer uzman jürinin oylarının oyları artılır ve sms oylarının ağırlığı azaltılırsa her şey daha sağlıklı olacaktır.
Hadise yürüsün, hep söylediğim gibi Tarkan'dan bile daha büyük potansiyeli var Avrupa'da...

Freak show değil artık galiba Eurovision


An itibariyle 105 puanla ikinciyiz. Norveç kopmuş gibi görünüyor. İlk 5 içinde olmamız kesin gibi ama Hadise'nin gerek youtube'da aldığı ilgi gerekse Avrupa'da sektörün kabul edeceği bir pop şarkısı icra etmesi sebebiyle bu yarışmadan karlı çıkacağı kesin. Bu yıl şarkı kalitesinin yükseldiği de kesin. Ya da şöyle diyelim; parçaların bir bölümü seksenlerden kopup gelmiş Modern Talking şarkısı gibi. Ama bir bölümü var ki hem etnik anlamda kendi coğrafya değerlerini şarkılarına yansıtanlar hem de modern sound'lar yakalamak için çaba gösteren ülkelerden oluşuyor. Bunlar Eurovision için iyi gelişmeler. Önümüzdeki yıllarda daha kaliteli bir çizgiye gideceğine inanıyorum Euruovision'un. Uzman jürinin oy yüzdesinin de artması gerektiğini düşünüyorum. (an itibariyle Türkiye oy veriyor)
Lordi'nin metalcilerden aldığı oylarla birinci olduğunu görünce (ki eski bir metalciyim); bu işin suyunun çıktığını düşünmeye başlamıştım. Ama işler ciddileştiği takdirde, tahmin ettiğim üzere, Türk sanatçıların Avrupa kariyerleri açısından önemli bir mecra olabilir Eurovision bundan böyle. (an itibariyle ikinciliğe yükseldik gene)
Bu yılın en önemli meselesi bence Patricia Kaas'ın Fransa adına katılıp yine an itibariyle ilk beşe girmekte zorlanıyor olması.
Norveç evet fena bir şarkı değil ama keza İngiltere için de benzer duygularım var. Ama Bosna'nın, Azerbeycan'ın şarkılarını da beğendim. İzlanda takdire şayan. Arnavutluk'u da beğendim diyebilirim. Belki ilerleyen günlerde daha ayrıntılı bir değerlendirme de yazabilirim.
Hadi biraz da sulandıralım; en beğendiğim kadınlar İngiltere, Romanya, İzlanda ve Türkiye'nin solistleri... :)
An itibariyle 4. sıradayız 133 puanla ve Estonya oy veriyor...

6 Mayıs 2009 Çarşamba

KRALI GELSİN TANIMAM :)


Dün akşam bahsettiğim üzere saat 19.30 sularında Kral TV Video Müzik Ödüllerindeki jüri görevimi ifa etmek üzere düştüm yola. Sağolsunlar jüriyiz diye bir araç da yollamışlar evden aldılar. Trafik var, ama vaktim de var. O nedenle keyfim gıcır. Aracı kullanan abi de pek bi hoşsohbetti geyiğin belini kırdık. Nişantaşı trafiğini aştıktan sonra Abdi İpekçi House Cafe'nin ordan Lütfi Kırdar'a ulaştık.
Kapıda NTV Program Müdürü Ömer ve reklamın en tepesindeki Ateş vardı. Resmen tüm konukları kapıda karşılıyorlar. İki çift laf ettik ayaküstü. Ama işte yaptıkları işler de bu nedenle başarılı oluyor. İçtenliklerinden... Tevazudan...
Ünlü biri değilseniz kırmızı halıda yürümek çok saçma. Bir sürü kamera var ama sen bir an önce yürüyüp git de işimize bakalım diye düşünen kameramanlar var arkalarında :)
Neyse efenim, saat 20.00 sularında içeri girdim. Bİr de baktım mahşer yeri gibi. Ve yine baktım ki neredeyse hiç tanıdık yok. Bir sürü adamlar kadınlar, onların yakınları falan... Bu yıl Kral Ödülleri Müyap Endüstri Ödülleri ile birlikte verildiğinden yapımcılar, onların yakınları, Unkapanı falan ağırlıklı. Tanıdıklar var olmaya var ama o kadar yoğun ki bu söz ettiğim kalabalık kimseye ulaşmak mümkün değil. Neyse aradan sevdiğim dostum müzik insanı Murat Meriç'i farkediyorum. Hasan Saltık (Kalan Müzik), Belkıs Erener falan güzel bir sohbet var onlara takılıyorum. Sonra jüriyi salona davet ediyoruz falan diye anons yapılıyor. Biz de Murat'la birlikte doğrucu jüri olarak salona geçiyoruz. En önden yer kapıyoruz. :) Oylama bir cihaz yardımıyla yapılıyor. Ekranda adayların numaraları var biz bir tek tercih ettiğimiz numaraya basıyoruz. Sonra anında ekranda beliriyor yüzdeler. Bizim verdiğimiz oylarla sms oyları birleşiyor ve netice ortaya çıkıyor. Televizyonda izleyenler görmüştür.
Sonra erken mi geldik diye düşünüp birer içki içmek için dışarı çıkıyoruz. Hatta ben mümkünse dışarı çıkıp bir sigara da içme planındayım. İçki alırken Nejat Abi'le karşılaşıyoruz (Bulutsuzluk) ayaküstü muhabet dönüyor. Nejat Abi Müyap niye onur ödülü vermiyor ki diyor. Bir Erkin Koray, bir Bulutsuzluk Özlemi falan niye özel ödül almıyor... Ben dilim döndüğünce bunun aslında satış rakamına (hatta satış da değil bandrol rakamına) göre verilen bir ödül olduğunu; yaşam boyu en çok satan albüm ödülü dışında bir ödül veremeyeceklerini anlatıyorum. Sonra Delvin geliyor (Pasaj Müzik); çok eski arkadaşımdır, çok severim. Onla beraber kapının önüne sigara içiyoruz. Nejat Abi de benden 3-4 sigara alıyor 1 tane beni kesmez diyor :)
Sonra jüri görevimi hatırlayıp salona yöneliyorum. Bir de bakıyorum kaptığım güzel yere Naim Abi (Dilmener) oturmuş. Yakışır abime deyip, bir sonraki sırada bir yer buluyorum kendime. Yanımda Ayşe Ersayın ve Deniz Akel var.
Hiç tanışmıyorduk düne kadar ama Ayşe Ersayın çok tatlı ve cana yakın bir kadınmış. Gece boyu onla geyik çeviriyoruz sonra Deniz Akel de katılıyor sohbete. Ayşe Ersayın benim yazılarımı okuyor beğeniyormuş ama Deniz Akel o kadar konuşup konuşup pardon siz kimdiniz diyor :) Ben de diyorum: "eee şey Popvirüs ben" :))
Jüri ağırlıklı olarak müzik yazarları, müzik ve bağlantılı alanların profesyonelleri, gazeteciler, magazinciler, televizyoncular ve radyoculardan oluşuyordu.
Bugüne kadarki KRAL Ödüllerine ilişkin görüşlerimi bir önceki yazımda belirtmiştim.
Dün gece evden çıkmadan önce kolaylık olsun diye kendi adaylarımı hazırladım. Oylama sonuçlanana kadar benim seçtiklerimin maksimum yarısının ödül alacağını düşünüyordum. Neredeyse kime oy verdiysem ödül aldı. Bu bence iki şeyin göstergesi. Birincisi oylamada hiçbir şaibe yok. Bir bölümü sms oylarıyla, bir bölümü de jüri oylarıyla belirlenen sonuçlar bence olması gerektiği gibiydi. Hakkı yenen olmamıştır ama burun farkıyla kaçıran olmuştur.
Yani Kral Tv zihniyeti içinde Feridun Düzağaç'ın klibinin en iyi klip seçilmesi ya da en iyi film/dizi müziği kategorisnde Ayla Dikmen karşısında Pinhani'nin ödül alması mümkün olmazdı. İsmail YK'ya falan da kimse burun kıvırmasın sonuna kadar hak etmiştir. Serdar Ortaç keza öyle. Murat Dalkılıç öyle. Haa unutmadan bir de Lütfi Kırdar'ın tuvaletinde Serdar Ortaç'ın tokatlanma olayı var. Kim olduğu belli değil. Ama Serdar gecenin sonuna kadar ordaydı ve çok keyifsizdi. Sanıyorum olay bi ara çıktı geldi o arada olmuş. Gitmiş sonra karakola ifade vermiş falan...
İkincisi (demin birincisi demiştim hatırlarsınız :)) ise bu yarışma umuyorum ve diliyorum ki Doğuş Grubu'nun elinde doğru bir noktaya doğru gidecek. Bu bir geçiş dönemi. İlerde çok daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Kısa kısa:
* Jürinin en ağır abileri kesinlikle Mehmet Barlas ve Fehmi Koru'ydu :) Sanıyorum Cem Aydın ve Ferit Şahenk'in ricasını kıramamış oturmuşlar jüri koltuğuna, helal olsun.
* Behzat Uygur çok başarılı bir canlı yayın sunucusu. Gece boyunca soğukkanlılığını korudu. Çok profesyoneldi. Gerek Asuman Krause'nin gerekse akış hatalarını ustalıkla bertaraf etti.
* Müyap, gerçek satış rakamlarına göre değil alınan bandrol sayısına göre ödül vermeye devam ederse ben de uyduruk bir albüm yapıp 100 bin bandrol alarak sonra o cdleri yakmak suretiyle ödül almayı planlıyorum.
* Alişan ilk ödülün ona verilmesine çok bozuldu, erken dedi; ne demek istediğini anlamadım.
* Müslüm Baba her zamanki gibi bir numaraydı. Çıktı söyledi şarkılarını. Son bölümde insanlar salonu terk ederken bile efendiliğinden bir şey kaybetmeden söyledi. Sıradaki şarkı yanlış hatırlamıyorsam bir Sezen Aksu şarkısı diyerek beni bitirdi :)
Ve tabii yine beyaz pantolon beyaz ayakkabı :)
* Jüri tam liste: Ahmet San, Güneri Civaoğlu, Mehmet Barlas, Ahmet Selçuk İlhan, Fehmi Koru, Ahmet Hakan, Ali Eyüboğlu, Ali İşitmez, Ali Kocatepe, Ali Rıza Binboğa, Ali Tekintüre, Aşkın Tuna, Atilla Özdemiroğlu, Ayhan Güngör, Ayşe Ersayın, Bedirhan Gökçe, Burak Yeter, Cem Ceminay, Cengiz Semercioğlu, Deniz Akel, Ebru Köktürk, Ömer Faruk Sorak, Selim Çaldıran, Suat Ateşdağlı, Suat Aydoğan, Gönül Şen , Taşkın Sabah, Görgün Taner, Hüseyin Karadayı, Garo Mafyan, Füsun Alkan, Feyyaz Kuruş, Mehmet Teoman, Koray Kasap, Mesut Yar, Michael Kuyumcu, Murat Meriç, Nihat Odabaşı, Zeynep Talu, Yüksel Aytuğ, İzzet Çapa, Lütfü Bayülgen, Umur Turagay, İskender Paydaş, Tolga Akyıldız, Orhan Kahyaoğlu, Nihat Sırdar, Naim Dilmener, Mustafa Oğuz...
* Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses gibi ağır toplar geceye katılmadı. Herkes sevgilerini gönderdi. :))
* Deniz Akel sahneye çıkan Feridun Düzağaç'ı klibin Fransız yönetmeni sandı. Ben, o Feridun diyince Ayşe Ersayın'la birlikte çok güldüler, çok değişmiş dediler :)
* Ali Eyüboğlu her zaman olduğu gibi paso elindeki kağıda notlar aldı. Millet laf eder ama dürüst bi abimizdir. İşine de çok saygılıdır.
* Müyap'da en çok satan (en çok bandrol alan) sanatçı ödülü Ferhat Göçer'e gitti. Ama enteresandır aynı Ferhat Kral'dan sms ve jüri oylarıyla tek bir ödül alamadı.
* Jüride olan ve Naim Abi, Murat Meriç kadar sevdiğim bir diğer insan Ebru Köktürk (Çubuklu Hayal'ın işletmecisi); kendisini gördüğüme çok memnun oldum.
* NTV Programlar Müdürü Ömer Özgüner büyük bir tevazu ile gece boyu arı gibi çalıştı, herkesi hoş tuttu.
* İbo'yu Sezen'i anlarım da; yılın halk müziği sanatçısı ödülünü alan Şevval Sam'ın geceye katılmaması bana çok tuhaf geldi. Ki yani diğer adaylar düşünülünce büyük lütuftur kendisine...
* Eskiden bir altın gümüş bronz vardı. Müyap size sesleniyorum bu diamond, platin, altın ne oluyor? :) Kim kimden değerlidir? Eskinin birincisi altın üçüncülüge düştü. :))
* Bir Kral da böyle geçti...

YILIN KLİBİ
Feridun Düzağaç / Şarkı: Beni Bırakma/Yön: Geoffroy Barbet Massin


YILIN FANTEZİ ARABESK SANATÇISI
İsmail YK / Albüm: Bas Gaza


YILIN HALK MÜZİĞİ SANATÇISI
Şevval Sam / Şarkı: Karadeniz


YILIN GRUBU
Mor ve Ötesi / Albüm: Deli


YILIN YENİ YETENEĞİ
Murat Dalkılıç / Şarkı: Kasaba


YILIN DİZİ FİLM MÜZİĞİ
Pinhani / Şarkı: Kavak Yelleri


KRAL FM ÖDÜLÜ
Ayla Dikmen / Şarkı: Anlamazdın


YILIN POP SANATÇISI
Serdar Ortaç / Albüm: Şeytan


YILIN ŞARKISI
Rafet El Roman /Şarkı: Aşkı Virane / Söz ve Müzik: Yusuf Güney


KRAL ONUR ÖDÜLÜ
Orhan Gencebay

MÜYAP ENDÜSTRİ ÖDÜLLERİ

DIAMOND ÖDÜL: Tarkan, Ferhat Göçer, Serdar Ortaç.
PLATİN ÖDÜLLER: İbrahim Tatlıses, İsmail YK, Ebru Gündeş.
ALTIN ÖDÜLLER: Sezen Aksu, Demet Akalın, Kazım Koyuncu, Rafet El Roman, Behzat Gerçeker, Gülben Ergen, Alişan.
DIGITAL ÖDÜLLER: Aslı Güngör, İsmail YK, Mustafa Ceceli, Serdar Ortaç, Ferhat Göçer, Rafet El Roman, Gülben Ergen.
Yaşar Kekeva Onur Ödülü: Aydın Doğan

5 Mayıs 2009 Salı

BU AKŞAM KRAL TV

Kendimi bildim bileli Kral TV'nin ve Kral TV Video Müzik Ödüllerinin sektör üzerindeki manipülasyonundan, bu müdahalenin yıllardır sektöre verdiği zarardan söz ediyorum. Uzan döneminde "uzan geliyorum" hoyratlığında gelişen durum; kanalın TMSF'ye devredilmesi ve yöneticiliğini devletin yaptığı dönemde dahi aynı mantıkla iş yapması beni dehşete düşürdü. Bu durumla ilgili sayısız yazı yazdım. Ama sanki klip yayınlamak için para almak normal birşeymiş gibi; yarışma sonuçlarını dilediğince manipule etmek mubahmışçasına kimselerden ses çıkmadı.
Doğal olarak KRAL TV'nin kurulduğu günden beri beni ne konuk ne de jüri üyesi olarak çağırdılar. Ancak KRAL TV'nin tavrından zarar gören birçok sanatçı arkadaşım o zaman kanalın verdiği ödülleri kabul etmekte bir sakınca görmediler. Çıkıp da protesto etmeyi kimse göze alamadı. Yıllar sonra bir medya kavgası sırasında; o dönemde plak şirketi yöneten ve Hakan Uzan'la evli olan Yeşim Salkım nasıl istediğini birinci seçtirdiğini itiraf etti. Aslına bakarsanız ne dolaplar döndüğünü herkes biliyordu da parayı veren düdüğü çaldığı için, parası olmayanın da sesi çıkamadığı için bu devran böyle yürüdü.
Şimdi bu akşam Kral TV Video Müzik Ödülleri'nin jürisiyim. Kanal, artık Doğuş Grubu'nun bir parçası. Uzun yıllar sonra Kral Tv'den bana böyle bir teklif gelince önce şaşırdım. Hemen NTV Programlar Müdürü Ömer Özgüner'i aradım. Yıllardır arkasında durduğum şeyler var; aynı koşullar devam ediyorsa; şimdi sırf kanal Doğuş Grubu'na geçti diye katılmak doğru olmaz diye düşündüm.
Evet sonunda KRAL TV'de de işler değişiyor. Öncelikle gayet şaibesiz bir şekilde adayları da biz belirledik. Akabinde sms oyları değerlendirilecek. Ama biz jüri olarak gece de orada canlı olarak oylamaya katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Kanal'ın yayın politikası ve duruşu da değişiyor; daha da değişecek. Ben de yıllardır ısrar ettiğim bu değişime destek olmak için bu gece orada olacağım.

3 Mayıs 2009 Pazar

BAYKUŞ MESELESİ...


Herkes sorup duruyor; ben de resmi bir açıklama yapayım diye düşündüm.
Baykuş Cihangir ve Baykuş Beyoğlu'yla maddi, manevi hiçbir bağım kalmamıştır. Her iki mekanda yapılmakta olan, yapılacak olan her hangi bir event'le hiçbir ilgim yoktur.Bundan sonra da olması mümkün değildir.
POPVİRÜS geceleri ve tarafımdan gerçekleştirilecek diğer parti, event vs. ile ilgili yeni bilgileri (yer, zaman vs.) bundan böyle FACEBOOK'TA POPVİRÜS grubundan ya da TOLGA AKYILDIZ Fan Page'inden takip edebilirsiniz. Onun dışanda blog adresim www.tolgaakyildiz.com.tr yi takip ederek de (yani şu an bulunduğunuz yer ya da feed'ini okumakta olduğunuz yer) benimle ilgili her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz.
Herkese sevgiler...
Haberleri bekleyin

SIFIR KİLOMETRE'NİN ALBÜMÜ

Levent Yüksel'in de içinde bulunduğu Sıfır Kilometre projesini dinlemek üzere Cihangir'deki evde buluştuk geçen gün. Öncesinde de Engin Akıncı'nın ofisinde Şafak Ongan (DREAM TV), Bülent Burgaç (Echoes Productions, Masstival), Engin Akıncı ve ben buluştuk. Müzik piyasası ve işler üzerine konuştuk. Sonra hep beraber tuttuk Levent'in evinin yolunu.
Ben Sıfır Kilometre'nin işini zaten beğeniyordum. Hepsi iyi müzisyen olan çok değerli insanların bir araya gelerek kotardığı bir iş. Levent Yüksel de sadece bas çalıyor projede; öyle görmek lazım.
İlk dinleyişte birçok kişinin bu iş satmaz, tutmaz, vesaire diye değerlendireceği bir ürün gibi görünüyor. Bir rock albümü, tüketmesi güç bir rock albümü ama iyi de bir rock albümü. Birçok başka müzikal alandan beslenen ve emprovizasyona da açık biçimde gelişmiş bir albüm.
Ama artık kafaları değiştirmek lazım. O satmaz, tutmaz dönemi geçti artık. Şimdi albüm yok, şarkılar var. Albüm pek yakında hiç olmayacak. O nedenle yapılan herhangi bir müzik ürününü pazarlarken çok farklı stratejiler gelistirmek gerekiyor artık. Albüm elime ulaştıktan sonra yine bu satırlarda bu stratejilerden de söz edeceğim.