22 Nisan 2008 Salı

aichesaran (www.myspace.com/aichesaran)


Ayşe Saran adını duydunuz mu? Duymamış olabilirsiniz... Ben adını çok duydum; tanışma fırsatım olmadı henüz. Ama diğer yandan www.myspace.com/aichesaran adresinde şarkılarını dinledim; internet üzerinden de bir iki lakırdımız oldu. ((Sony Müzik))le anlaşma imzaladı Ayşe bir süre önce pek yakında albümü bence rafta çok şık duracak...
Bu blog vesilesiyle kendisini hiç yüz yüze görmememe karşın arkadaş olmamız sebebiyle şarkılarını da ne kadar sevdiğimi belirtmek istedim. Yine en bi pek yakınlarda daha uzun konuşuruz Ayşe'den... Bak şimdi gene dinliyorum :)
İyi günler!

Festivalin tadı yok!

Türkiye’nin ilk açık hava müzik festivali H2000’in yapılışı üzerinden tam 8 yıl geçti. O arada irili ufaklı bir sürü festivalimiz oldu. 5 yıl önce ortaya çıkan Rock’n Coke; hem Türkiye’ye gelmelerine vesile olduğu önemli isimler, hem de festival kültürüne yaptığı katkılar itibariyle yüzümüzü ağarttı. Tam bu iş oldu diyorduk ki; 2008 Yazı’na çeyrek kala bir yaprak dökümüne maruz kaldık. Önce Rock’n Coke, arkasından da Radar Live Festivali bu yılki organizasyonlarını iptal ettiklerini açıkladılar. Biz de; paradır, turne programıdır, stratejidir, sponsordur deyip geçmedik ve sektör profesyonelleriyle gelişmelerin perde arkasını konuştuk.

CENGİZHAN YELDAN
PURPLE CONCERTS (kurucu ortak)

Ülkemizin yüz akı bir festivalin bu yıl yapılamıyor oluşu bizi çok üzdü. Rock’n Coke; 5 yılı devirmiş; Avrupa çapında markalaşma yolunda büyük bir adım atmıştı. Eylül Ayı gibi ölü bir dönemde bu büyüklükte bir festivalin varlığı sektör açısından çok önemliydi. Radar Live deseniz; 2 yılda önemli yol kat etti. Duruşuyla, tavrıyla gelecek vaat ediyordu.

2006’da Depeche Mode, Roger Waters ve Sting Konserlerini yapmış ve söz konusu konserlerin tüm biletlerini satmış bir şirket olabiliriz. Ancak Live Earth çapında bir organizasyonu da elimizde olmayan koşullar nedeniyle iptal etmek zorunda kaldığımızdan; bugün Rock’n Coke ve Radar Live’cıların hislerini belki en iyi anlayan yine biziz.

2006’da oluşan tablo tüm organizatörlerin iştahını kabarttı. Ancak 2007’ye geldiğimizde arz %107 artarken; talep, yani bilet satışındaki artış %7’de kaldı. Bu yıl sponsor firmaların bu farkı kapatacak desteği vermesi beklenemezdi. Ve sonuç ortada…

Her şeye karşın 2008 Yazı bizim için çok önemli. Kylie Minogue ve Metallica Konserleri kesinleşti. Metallica Konseri biletleri, piyasaya çıktığı gün satış rekoru kırdı. Hali hazırda görüşmelerini sürdürdüğümüz sürpriz konserlerimiz de var. Ancak bazı noktaların altını çizmekte fayda görüyoruz. Türkiye’de eğlence sektörünün sırtındaki vergi yükünü azaltmak ve dolayısıyla bilet fiyatlarını düşürmek; sponsor firmaların ve müzikseverlerin de festival kültürünü doğru algılaması için; bir araya gelmemiz ve birbirimize destek olmamız şart.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZGÜR SEVİNÇ

UNI ROCK (Bronx Productions)

Rock’n Coke 5 yıl önce çok iddialı bir giriş yaptı. Ama bize göre sadece bir yıl iddiasının altını doldurabildi. Bu kimsenin suçu değil; çünkü Türkiye’nin koşulları düşünüldüğünde turlayan grupları Rock’n Coke’a getirerek müşterinin talebini karşılamak hiç kolay değil.

Yıllardır herkes “Rock’n Coke neden; U2’yu, Red Hot Chili Peppers’ı ya da Radiohead’i getiremiyor” sorusunu soruyor. Türkiye'deki yabancı müzik dinleyicisinin tipik davranışı; "Acaba millet ne dinliyor", "Şimdi Amy Winehouse moda, ben dinlemezsem ortamdan geri kalırım" şeklinde çünkü. Müzik sevgisini bu şekilde ifade eden bir kitle söz konusu olunca da bir konserin ticari potansiyeli pamuk ipliğine bağlı oluyor.

Kendini göstermek isteyen organizatörlerin Türkiye’ye gelmek istemeyen gruplara, rayicinin 3-4 katı teklifler yapıyor oluşu da tuz biber ekiyor hepsinin üstüne. Yıllardır kendi ayağımıza ateş ediyoruz. Bu sonuçları yaşıyor olmamız tesadüf değil.

Biz, bu yaz Uni Rock Festivali’ni yapıyoruz. Rock ve metal ağırlıklı bir festival. Mekân, Büyükçekmece'de “Wattabe Outdoor Sports Center”. Şu ana kadar kesinleşen gruplar Opeth, Testament, Orphaned Land ve bizden Malt.

___________________________________________________________________________

EBRU BAKKALOĞLU

COCA COLA (Kurumsal İletişim Müdürü)

Coca-Cola tarafından Pozitif organizasyonu ile 2003 Yılı’ndan beri düzenlenen Rock’n Coke; 5 yıl önce yola çıkıldığında, İstanbul’u dünya festivaller atlasına sokmak, yaz aylarında festival kültürünü Türkiye’nin gündemine yerleştirmek ve devamlılığı olan bir festival yaratmayı hedeflemişti. Aradan geçen zaman içinde bu amaca ulaştığımızı düşünüyoruz.

Peki, neden bu yıl Rock’n Coke’u yapmama kararı aldık? Bugüne kadar Rock’n Coke’ta, her yıl çıtayı daha da yükseltmeyi hedefledik. 2008’de de çıta 2007’dekinden daha yukarıda olmalıydı. Ancak bu yıl, Türkiye’ye getirmeyi hedeflediğimiz sanatçıların turne programlarının festival takvimimize uymaması, bazı sanatçıların ise bölgemiz coğrafyasında turnede olmayışları nedeniyle hepimiz için çok zor olan bu kararı almak zorunda kaldık.

Bu yıl İstanbul’a ve geçtiğimiz 5 yılda oluşan Rock’n Coke nesline bekledikleri heyecanı yaşatamayacağımız için büyük üzüntü duyuyoruz. Ancak şimdiden Rock’n Coke 2009 için çalışmaya başladık.

___________________________________________________________________________

TANER ÖNGÜR

BARIŞAROCK (Moğollar grubu üyesi, gönüllü aktivist)

Arkalarına büyük sermaye gruplarını alan festivallerin zora düşmesini doğal bir sonuç olarak görüyoruz. Çünkü tüm dünyada sermaye güç kaybediyor. IMF bile çıkmaza düşmüşken büyük şirketlerin sıkıntı çekmesi olağan bir gelişme. Bir yerlerden kısmaları gerektiğinde de ilk iş sponsorluktan vazgeçiyorlar. Bu büyük festivallerin iptal ediliyor olmasına Barışarock ekibi olarak biz de üzülüyoruz. Ancak durum gösteriyor ki para kazanma amaçlı olarak yapılan müzik festivallerinin miadı doluyor.

Barışarock’ın farkı, ücretsiz ve bağımsız bir festival oluşu. Kar amacı gütmüyor; kendi kendinin sponsoru ve yine de 5 yıldır ayakta. Geçtiğimiz yıl; 3 günde sahneye çıkan 60 grubu izlemeye 160 bin müziksever geldi. Yabancı gruplar da çıkıyor sahneye; ama biz “bir gezegen”de yaşadığımızın farkındayız. Dünyanın, Amerika ve İngiltere’den oluşmadığını da biliyoruz. Bu nedenle Barışarock sahnesinde, dünyanın farklı seslerini görmeniz mümkün olabiliyor. 2003 Yılı’nda Coca Cola şöyle demişti Barışarock için; “Çok güzel bir girişim ama 1 yıldan fazla dayanamazlar”. Şimdi biz de karşılarına geçip gülelim mi?

___________________________________________________________________________

ALİ ŞAHİNBAŞ

RADAR LIVE (kurucu ortak)

Radar Ekibi; hayatını müziğe adamış insanlardan oluşuyor. Herkes biliyor ki Radar Live’ı yaparken de birincil amacımız para kazanmak olmadı asla. Ancak bugün geldiğimiz noktada, üzülerek görüyoruz ki bu ülkede bu işi yapmak neredeyse imkânsız hale geldi. Sponsorlara meramınızı anlatmanız çok zor, seyircinin de henüz festival kültürüne sahip olduğu söylenemez. Biz bu sene finansal nedenlerle Radar Live’ı iptal ettik. Ancak bu kararımızın Rock’n Coke’un iptaliyle hiçbir ilgisi yok. Şunun bilinmesi gerekir ki; biz Coca Cola ve Pozitif ilişkisinde geçerli olduğu üzere kurumsal bir yapıdan destek alarak yapmıyorduk bu festivali. Markanın gücü ile yaratılmış, maddi desteği sonsuz olan bir festival ile, sadece müzik amaçlı bağımsız özgür bir festivalin iptal nedeni kesinlikle aynı olamaz. Festivaller; getirilen çok ünlü sanatçılar ile değil yaratılan ruh ve iyi müzik ile var olan etkinliklerdir çünkü. Dünya standartlarında ve sadece iyi müzik amaçlı festival yapmak üzere çıkmış olduğumuz yolda sponsor markaların tutumu, organizasyon şirketlerinin birbirinin kuyusunu kazması, sanatçı kapma hırsı ile fiyatların katlanması, Türkiye ekonomisinin de çalkantılı bir dönemden geçiyor olması nedenleriyle Radar Live’ı iptal etmenin; büyük üzüntüsü ve moral bozukluğu içindeyiz. Öte yandan 2009’la ilgili umudumuzu da kaybetmiş değiliz.

___________________________________________________________________________

BÜLENT BURGAÇ

MASSTIVAL (Echoes Productions)

Rock’n Coke Avrupa’daki diğer festivallerden çok farklıdır. Dünyanın en büyük markalarından birinin müzik aracılığı ile gençlerle arasında duygusal bir bağ kurmasını sağlamış bir etkinliktir. Dünya çapında birçok sanatçı ajansı Rock’n Coke’u bilmektedir bugün. Rock’n Coke’un sanatçılara ödediği ücretler iştah kabartmaktadır. Hal böyleyken Rock’n Coke’un 2008 organizasyonunu iptal etmesinin büyük bir stratejik hata olduğunu düşünüyoruz.

Rock’n Coke marka olmak adına inanılmaz çaba gösterdi. Bunu başardı da. Bu anlamda, olağanüstü koşullar oluşmamışken; iptal kararı alması kabul edilemez. Dünyanın en büyük müzik festivallerinden biri olan Glastonbury de geçtiğimiz yıllarda benzer bir karar almıştı ama gerekçesi su rezervlerinin tükenmesiydi. Rock’n Coke’un, mevcut bütçesiyle 2007 çıtasını yükseltmesi hiç de zor değildi, ama yapamadılar.

Bu yaz İstanbul’da topu topu 15 konser olacak maalesef. Hem gruplara hem de sponsor adayı firmalara yapılan ciddiyetsiz teklifler işin tadını iyice kaçırdı. Bu olumsuz gelişmeler sonucunda; olan yine sektöre ve tüketiciye olacak ne yazık ki.

Biz Masstival olarak bu yaz 4-6 Temmuz arası İstanbul Parkorman’dayız. Def Leppard ve Whitesnake Konserleri kesinleşti. Alanis Morrisette ile görüşmelerimiz devam ediyor.

___________________________________________________________________________

BORAY DÜNDAR

Türkiye’nin ilk uluslararası müzik festivali H2000’in yaratıcısı (Motto Productions)

Türkiye’de müzik festivalleri; varlık sebeplerini gruplar üzerine kurduklarından odaklanmaları gereken noktadan uzak kaldılar hep. Bu nedenle; aradan geçen 8 yılda gerçek bir müzik festivalimiz olamadı. Buna Rock’n Coke da dahil.

Bir festivali festival yapan katılımcılarıdır; orada yaratılan ruhtur. Eğer organizasyon kaç bilet keseceğine, katılımcılar da hangi grupların geleceğine odaklanıyorsa; ortada festival ruhu yok demektir. Bakın; dünyanın başka hiçbir yerinde, bu kadar kısa süre içinde bu kadar çok festival ve organizasyon firması ortaya çıkmamıştır. Bu da işin temellerinin aslında ne kadar çürük olduğunun göstergesi. Türkiye’deki müzik dinleyicisi hala bir festival kültürüne sahip değilse bunun sorumluluğunu organizatörlerin ve sponsorların üstlenmesi gerek. Yoksa çıtayı her yıl yükseltmek; onu getirmek, bunu getirmek meselesi değil iş. Bilet satışlarına ya da kimin getirileceğine odaklanmak yerine, festival kültürü yaratmak hedeflenmiş olsaydı; bugün bunları konuşuyor olmayacaktık.

_________________________________________________________________________

ŞİMDİ TARİH OLDULAR

H2000

Rockistanbul

Alternatif Festival

J&B Dance And Techno Festival

Bughole

Summer Rocks

Rock Republic

Tuborg Modern Rock Festival

Creamfields İstanbul

Rock The Nations

KIRKBEŞLİK KABARE

Geçtiğimiz hafta eski kırkbeşlikler derlemeleri ve tıpkıbasımlardan söz ettiğim yazımda Ossi Müzik etiketiyle çıkan son toplama “Bir Zamanlar 4”tan bahsetmiş ve artık eski kırkbeşlik hitlerin de tükenmeye yüz tuttuğunu söylemiştim. Yazıdan sonra Ossi Müzik Genel Müdürü Hakan Eren aradı. Naim Dilmener’le; Hakan Eren’in Radyo D’deki programında bana sitem etmişler. Hakan Eren; “daha en az 5 tane daha Bir Zamanlar toplaması çıkartırız” dedi şakayla karışık. Sonra da beni Cahide Cabaret’de yapılacak olan “Bir Zamanlar 4” Partisi’ne davet etti. Parti; Salı günü yani Chelsea- Fenerbahçe maçıyla aynı saatlerde; ama gitmemek olmaz.

İçeri girdiğimde çok şaşırıyorum çünkü maça karşın müthiş bir kalabalık var. Müzik camiası; genç arkadaşlar, eski üstad ağabeyler, kameralar…

Hemen sahneye yakın bir noktada saf tutup gösterinin başlamasını beklemeye koyuluyorum. Program; Bir Zamanlar serisinin ilk albümünden bu partinin müsebbibi 4.albüme kadar; yer alan sanatçıların sırayla sahne alacağı şekilde düzenlenmiş. Erol Evgin, Uğur Akdora, Ayşe Mine, Funda, Rezzan Yücel, Coşkun Demir, Sevda Karaca, Nil Burak, Seyyal Taner, Lale Belkıs, Ersan Erdura, Ayla Algan, Meral ve Zuhal, Bilgen Bengü, tam 32 yıl sonra ilk kez sahneye çıkan Selma Devrim ve Romalı Perihan şarkıları ve sohbetleriyle unutulmaz bir akşam yaşatıyorlar Cahide’yi dolduran müzikseverlere.

Onlar dışında yine Ossi Müzik etiketiyle “Mecburiyet Caddesi” adlı rock albümünü piyasaya çıkaran Ali Altay ve 20 Nisan’da ilk albümü “Aman”ı yayınlayacak Sadık Karan da birer şarkı söyleyerek tanıtma fırsatı buluyorlar albümlerini.

O gece sahne alan yeni projelerden biri de Zilli Perküsyon Grubu… Engin Gürkey’in perküsyon öğrencileriyken ünleri kendilerini aşan perküsyoncu kızlar geçtiğimiz aylarda Sezen Aksu’ye bile eşlik etme fırsatı yakaladılar konserlerde. Mayıs’ta Zilli’nin albümü çıkıyor. Albümde Zilli’ye; Aşkın Nur Yengi, Nükhet Duru, Nilüfer, Sibel Tüzün, Asya, Hale Caneroğlu, Deniz Seki, Erol Evgin, Seyyal Taner gibi önemli isimler eşlik ediyor. Merakla bekliyoruz.

Geceye damgasına vuran olaylara gelince… Tabii ki Cahide Varyete Kızları’nın şovları; şarkı aralarında taşıdıkları pankartlar ve danslarıyla geceye kattıkları renk çok önemli. Daha önceki albüm tanıtım partilerini Babylon’da yapan Bir Zamanlar’la, Cahide’nin ambiyansı çok iyi örtüşmüş; Babylon’daki organizasyonlar albüm tanıtım kokteyli havasından çıkamıyordu Babylon’un ruhu itibariyle. Ama Cahide’de olay eğlenceli bir partiye dönüştü.

Ayrıca, ders verdiği okuldan apar topar gelerek geceye katılan Ayla Algan’ın şarkılar arasında yaptığı küçük stand up gösterileri de herkesi gülmekten kırdı geçirdi. Hümeyra ile henüz solist altı çalışırken başlarına gelenlerden tutun da; Ajda Pekkan’ın “Kimler Kimler Geçti”sini söylerken ne sebeple suçlandığına kadar bir dolu anekdot…

O gece sahnede Türk popüler müzik tarihinin çok önemli isimleri vardı. Ve o ünlü solistlerin sahneye çıktıklarında gözlerinde parlayan ışığı yakından görmek belki de en önemlisiydi benim için.

MARC ARYAN İSTANBUL’DA

Eski tüfekler Marc Aryan ismini iyi bilirler. 60’lı yılların başında başlayan müzik kariyerine 200’e yakın şarkı sığdıran Aryan; aile kökenleri itibariyle Türkiye’yi ve Türkleri çok seven bir müzisyen olmasından mütevellit Türkiye’de hit olmuş birçok önemli şarkının da arkasındaki imzadır.

Türkiye’de verdiği birçok konserin yanı sıra “Dünyü Dönüyor (Atlı Karınca)”nın orijinali olan “Volage Volage”nin de yaratıcısı olan sanatçı’nın 20 şarkılık best of (en iyiler) çalışması “Marc Aryan Collection” geçtiğimiz aylarda piyasaya çıkmıştı.

Bu en iyiler toplamasının başarısının ardından “Marc Aryan İstanbul’da” adlı ikinci albüm de geçtiğimiz günlerde çıktı. “Qu’un Peu D’Amour”, “La Chanson Du Vieil Aveugle”, “Si J’Etais Sur” gibi sevilen 14 parçanın yanı sıra Aryan’ın Türkçe seslendirdiği 9 şarkı da albümün sürprizi. “Dünya Dönüyor”, “Moda Yolu”, “Nasıl Evlenirsin Bu Lisanla”, “Doğum Günün Kutlu Olsun” ve diğerleri… Arşive katılmalı.

Bu arada yeri gelmiş, Marc Aryan’dan söz etmişken; Peppino Di Capri’nin en iyilerini içeren “Melancolie/Greatest Hits” adlı toplama da piyasada.

11 Nisan 2008 Cuma

son dakika...


Bugün Pozitif ve Coca Cola'nın yetkililerinden aldığım habere göre Rock'n Coke 2008 iptal edildi. Yapılan açıklamaya göre; belirlenen tarih ve ayrılan bütçe itibarıyle istenen gruplarla anlaşma sağlanamaması bu kararın alınmasında etkili oldu. Pozitif yetkilileri şimdiden Rock'n Coke 2009 için çalışmaya başladıklarını beyan ettiler. Ancak Coca Cola'nın Rock'n Coke 2009'u Pozitif Tanıtım ve Organizasyon'la birlikte yapıp yapmayacağı merak konusu.
Öte yandan, yine bir Pozitif organizasyonu olan Efes Pilsen One Love Festivali'nin de bu yıl küçük ve alternatif gruplarla Otto Central'de yapılacağı öğrenildi.
İlk yıl Parkorman, geçtiğimiz yılsa Solar Beach'de gerçekleşen Radar Live'ın da iptal edileceğine ve 2008 yazını pas geçeceğine dair gayr-ı resmi bilgiler gelmekte, ancak henüz yetkililer tarafından resmi bir açıklama yapılmadı.
Görünen o ki bu yıl yapılması muhtemel gözüken tek festival Parkorman'da gerçekleşmesi planlanan Masstival. Ancak Masstival'in de sponsor bulmakta zorlandığı ve yapılıp yapılmayacağının kesin olmadığı konuşuluyor.
Bu arada daha önce Masstival'in görüştüğü ve anlaşamadığı Travis'in tek konser için Türkiye'ye geleceği ve imzayı attığı söyleniyor.
Bu yıl Purple tarafından getirilecek Bon Jovi, Metallica, Kylie Minogue, Police gibi büyük isimlerin kar getirip getirmeyeceğini ise şimdiden kestirmek zor. Purple'ın uluslararası bütçe içinde bu zararı eritecek güce sahip olduğu ve bu yaz parsayı toplayacağına ise kesin gözüyle bakılıyor.

45'lik devir hayatlar


Eski kırkbeşlikler; tozlu raflardan, antika dolaplardan, büyük arşiv odalarından çıktı. 30 yıl sonra; hem de daha modern kayıt teknolojileri yardımıyla temizlenmiş, makyajlanmış halleriyle yeniden tüketiciyle buluşan bu özel şarkılara gösterilen ilgi de büyük oldu. Dönemin şarkılarını seven koleksiyonerlerin dışında; yetişkin kategori tabir ettiğimiz, dolayısıyla o eski şarkılara iliklenmiş anıları olan orta yaş ve üstü tüketici ve hatta gençler bile bu şarkılarla eğlendiler eğlence mekanlarında. O dönemlerin şarkılarını çalan partiler, geceler moda oldu. O eski kırkbeşliklerden oluşan derlemelerin bu kadar başarılı olması büyük sürpriz değildi aslında. Televizyonlarda defalarca izlediğimiz birçok Türk filmi, aslında o şarkıların uzun metraj klipleriydiler ve bu toplamaların potansiyel bir hedef kitlesi olduğunu defalarca yazma fırsatı buldum bu köşede.

Türk müzik sektörü eski kırkbeşliklere gösterilen ilgi vesilesiyle; dünyada “back catalogue” tabir edilen ve ciddi bir gelir kaynağı olabilecek malzemeyi sonunda keşfetti. İyi ki de keşfetti çünkü hiçbir şeyin satmadığı, albüm konseptinin yerini dijital müzik taşıyıcılara bıraktığı bu günlerde asıl meselenin yetişkin kategoriye iş yapmak olduğunu fark etmeseler durumları daha da vahim olabilirdi. Koleksiyonerlik duygusunu besleyen, özel paketler içinde sunulan bu ürünleri almak için can atan bir tüketici vardı. Pazar gezmesi sırasında kredi kartlarını kullanarak satın alıyorlardı CD’lerini. Ama ne yazık ki satın alacak bir şey bulamadılar uzunca bir süre.

Şimdi sektör hala bu eski şarkıların ekmeğini yiyor. Hukuki engeller, telif sorunları gibi nedenlerle uzun süre yeniden yayınlanamayan eski albümlerin yeni baskıları; birden fazla albümü tek bir kutu içinde pazarlayan koleksiyon albümler, eski kırkbeşlik derlemeleri, Yeşilçam şarkıları hala sektöre can vermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz haftalarda “Bir Zamanlar Serisi”nin dördüncüsü piyasaya çıktı. Ajda Pekkan’dan “Ne Varsa Sende Var”, Seyyal Taner’den “Gülme Komşuna”, Sezen Aksu’dan “Kaybolan Yıllar”, Ayla Dikmen’den “Aşk Defteri”, Selçuk Ural’dan “Güle Güle Sana”, Rüçhan Çamay’dan “Ne Haber” ve diğerleri.

Sonra son dönemde çıkan Odeon Koleksiyon Serisi’nden “Sevdim Seni Bir Kere” adlı toplama var. Daha çok dönemin aşk şarkıları üzerine yoğunlaşmış bir albüm.

Şu anda bulunamayan albümlerin yeni basımları için yapılacak çok şey var daha sektör açısından. Ama şu nostaljik kırkbeşlik modası sanıyorum son demlerini yaşıyor. Hoş bu son iki toplamaya bakıyorum da ilk kez yayınlanan kırkbeşlikler var hala listelerinde. Öte yandan tabii, yetmişlerdeki malzeme de artık yavaştan tükenmeye başlıyor. Kısa bir süre sonra yapılan toplamalar birbirinin tekrarı olmaya mahkum olmakla birlikte yetişkin kategoriye dönük yapacak çok iş var daha bu memlekette.

LİVANELİ SESLERİ

Zülfü Livaneli denince aklıma barışçılığı, özgürlükçülüğü, demokratlığı, pozitifliği, dürüstlüğü, yazarlığı; bir dolu özelliği geliyor. Ama, müzik yazarı olduğum için söylemiyorum; çocuk yaştan beni dinlediğim Livaneli şarkılarının bendeki yeri ayrıdır. Diğer bir deyişle, Livaneli’nin şarkı yazarlığını diğer önemli özelliklerinden daha az önemli göremem. Bilakis, Livaneli dünya ile meselesini şarkılar yoluyla en etkin biçimde anlattığı için belki de en önemli özelliğidir şarkı yazarlığı. Bu vesileyle bu iddiayı doğrulayan; hem Livaneli hem de onu sevenleri gururlandıran iki CD’lik bir albümden söz etmek istiyorum. “Dünya Solistlerinden Livaneli Şarkıları”; birçok dünya dilinde önemli solistlerce seslendirilmiş Livaneli şarkılarının bir bölümünü içeriyor. Zubin Mehta gibi şefler tarafından yönetilen; Londra Senfoni, Moskova Senfoni gibi dev orkestralarca icra edilen Livaneli eserlerini bu özel albümde gururla dinlemeniz dileğiyle.

Hem Katil Hem Maktul



Yüksek Sadakat; yetişkin rock!

“Yaşadığımız hayatlarla yaşamak istediklerimiz arasındaki mesafe en büyük travmamız. Bizi biz yapansa seçimlerimiz. O seçimler vesilesiyle kendimizin katili ve maktulu olabiliyoruz aynı anda” diyor Yüksek Sadakat. Büyük başarı yakalayan ilk albümlerinin ardından ikinci albümleri “Katil ve Maktul”de; değişen kadrosu ve oturmuş sound’u ile daha farklı bir grup var karşımızda.

İlk albümle önemli bir çıkış yaptınız. Derken çok kısa bir süre içinde önce davulcunuz sonra da solistinizle yollarınızı ayırdınız. “Katil ve Maktul” albümünde yeni bir Yüksek Sadakat ve daha batılı bir sound var. Kenan ve Alpay’ın katılımıyla Yüksek Sadakat evrimini tamamladı mı?

Kenan Vural: Benim için adapte olmak çok kolay oldu. Zaten bu teklifin bana gelmesi de benim bu işi yapabileceğime olan inançlarını gösteriyordu.

Grubun eski şarkıları ile aramda bağ kurabilmekle ilgili kaygılarım vardı. Teknik olarak doğru söyleyebilirsin ama önemli olan hissederek söylemek.

Ben şuna inanıyorum ki birlikte iyi bir şey yapıyorsanız bu karşı tarafa mutlaka geçiyor.

Zaten birlikte ilk konserimizde yanlış düşünmediğimizi anlamış olduk. Seyirci grubu o kadar çok seviyor ki, orada sizin en önde duruyor olmanız bir şeyi değiştirmiyor.

Ben önde olduğum için kendimi herkesten daha önemliymişim gibi hissetmiyorum. Hepimiz Yüksek Sadakat’in parçasıyız. Önemli olan grup…

Alpay Şalt: Yüksek Sadakat, kişiler değil şarkılar üzerine bir grup. Önceleri bir davulcu olarak “kendimden ne kadar katmalıyım” diye düşünüyordum. Bunun dengesini kurmaya çalıştım. Daha sonra grup kendimi özgür bırakmamı istedi ve bunun grubu daha da ateşlediğini gördük. Ben Yüksek Sadakat’te grup ruhunu hissediyorum. Sanki bu kadroyla uzun yıllardır çalıyormuşuz gibi bir his…

Eski solist Cemil Demirbakan’ın ilk albüm bu kadar başarılı olmuşken gruptan ayrılmasının temel nedeni neydi?

Cemil kendi solo albümünü yapmak istiyordu. Ve bunu Yüksek Sadakat albümüyle birlikte yürütmek istiyordu. Hiçbir şeyin Yüksek Sadakat’in önüne geçmesine izin veremezdik.

Böyle bir şeyin mümkün olamayacağına karar verdik ve yolumuzu ayırdık kendisiyle.

“Katil ve Maktul” albümünde ilk albüme kıyasla daha oturmuş bir sound var. İlk albümdeki müzikal arayışınız bu albümle noktalandı denilebilir mi? Yani “işte, ulaşmak istediğimiz Yüksek Sadakat sound’u buydu” diyor musunuz?

Bizce hala akış var. Üçüncü albüm bundan da farklı olacak gibi geliyor bize. Ama onun sebebi bu albümdeki değişimin sebebinden farklı olacak. O ise, bizim kendi iç dinamiklerimizle ilgili bir sonuç olarak ortaya çıkacak. Bunu hissediyoruz. Bu gelişim, grup olmakla ilgili bir süreç.

İki albümü kıyaslayacak olursanız…

Bu albümde; bir önceki albümden yola çıkarak eksik olduğunu düşündüğümüz noktaları göz önünde bulundurduk üretim sürecinde.

Birinci albümde bize göre birbirlerinden bir miktar farklı duran şarkılar vardı. Yüksek Sadakat sound’unu belirginleştirelim istedik. “Katil ve Maktul”; birinci albümden çok üçüncü albüme benziyor. Ama siz daha onu bilmiyorsunuz.

Bu durumda Yüksek Sadakat, müzikal arayışına devam edecek ve bu arayışın hep olması gerektiğine inanıyor diyebilir miyiz?

Hayatımızın sonuna kadar hepimiz, sanatçı kimliklerimizle farklı bir şeyler arıyoruz. Her gün bir önceki günden farklı kişiler olarak uyanıyoruz. Çok sevdiğimiz ve vazgeçemeyeceğimiz şeyler var elbet. Mesela niye hala rock müzikle uğraşıyoruz? Evet, rock yapmaya devam edeceğiz ama hiç kimse 5 yıl sonra müzikal olarak hangi noktada olacağımızı kestiremez.

Yüksek Sadakat’in bir diğer alamet-i farikası da sözleri. Sözlerde sufizme de göndermeler yapan; barışçı, özgürlükçü bir duruş var. Bu albümle birlikte bu duruşun altını çizmeyi düşünüyor mu grup; yani daha politik bir tavır sergilemeyi?

Bu albümde değişen şeylerden biri bu belki. İlk albüm, farklı atmosferleri olan şarkıların bir araya gelmesinden oluşan bir albümdü. O şarkılara baktığımızda da gördük ki aslında belirli bir mesele etrafında odaklanmaya çalışıyoruz; yaşadığımız hayat ile yaşamak istediğimiz hayatın arasındaki farkın, üzerimizde yarattığı travmalar…

Peki dini öğeler?

Dini motiflere gelince; din, insanlık tarihinin, kültürünün içerisinde çok önemli bir unsur ve dolayısıyla sanatta da öyle. Bizim gibi var oluşla ilgili felsefi mevzuları kendisine iş edinmiş bir grubun, dini bir motifi ya da dini bu var oluş içerisinde görmezden gelmesi düşünülemez zaten.

Asıl meselemiz, var oluş sürecimizde yaptığımız seçimler. Sonuçta yaptığımız seçimlerin hem katili hem de maktulü olabiliyoruz çünkü.

Hem hayalini kurduğumuz bir ben var hem de yaşadığımız bir ben. İnsanın hayattaki amacı bunların tekliği, yani bunları üst üste oturttuğunuz zaman mesele bitmiş demektir. Seçimleriz bizim bu tekliğe ulaşabilme amacımızı ya imkânsız kılıyorlar ya da gerçekleştiriyorlar.

İmkânsız kılıyorlarsa biz kendi kendimizin katiliyiz ve yaptığımız seçimlerle de yine kendimizin maktuluyuz.

Bu noktadan hareketle Türkiye’nin politik gündemini; örneğin türban meselesini ya da “biz ve onlar”a doğru giden gelişmeleri nasıl okuyorsunuz?

Rock yapıyor olmak bir öze işaret eder. Bizce o öz de ‘özgürlük’ vurgusudur.

Buradan yola çıkarak; mesela türban konusuna özgürlük yaklaşımından bakarsak eğer; 18 yaşını idrak etmiş bir gencin hizmet almaya girdiği bir kurumda nasıl giyineceğinin ona dikte edilmesi bizim hoşumuza gitmez. Fakat Türkiye’de hiçbir şey tek bir cümle ile anlatılacak kadar basit değil. Biz kuyuya atılan taşları çıkarmak için deliler gibi çabalamayı seven bir toplumuz. Bu bağlamda bizim türbanlı kızların üniversiteye alınmamalarından hoşlanmadığımızı söylememizin hemen ardından şunu söylememiz gerekir: bu mesele tamamen AKP’nin samimiyet meselesidir. Samimiyetlerini kanıtlamak gibi bir mecburiyetleri var bu noktada. Aynı kararlılığı ortaöğretimdeki din derslerinin seçmeli olması konusunda da göstermeleri gerekiyor mesela. Her türlü özgürlüğü; tutarlılıkla ve kararlıkla savunmaları icap ediyor. Çünkü özgürlükler arasında bir hiyerarşi olmamalıdır. Eğer Türkiye’nin özgürlük meselesini türban konusu ile sınırlarsak bunun adı liberallik değil, “liboş”luk olur.

İlk albümde Yüksek Sadakat’i anlatmak için “doğudan bakınca batılı, batıdan baknca doğulu” tabirini kullanmıştınız. Şimdi geldiğiniz noktada size nerden bakmalıyız ikinci albümü daha doğru anlamak için?

Biz dünyaya müzikal anlamda yeni bir şeyler söyleyebilecek milletin Türkler olduğunu düşünüyoruz. Bunu, o zaman Türk rock’ı noktasından bakarak bu şekilde ifade etmek bizim hayalini kurduğumuz bir misyondu. İlk albümde de “ne yaparsak batıya yakın dururuz, yoksa biz doğulu muyuz” falan diye düşünmemiştik. “Katil ve Maktul” kendini anlatabilen, bütünlüklü bir albüm oldu. Şarkılar ve etrafında geliştikleri tema kendini tarif ediyor dinleyince. Bu nedenle bir süre sonra çok doğru anlaşılıp sevileceğine inanıyoruz.

Albümün en iyi şarkılarından biri olduğunu düşündüğüm “Hiçbir Şey Yerini Tutamaz”da “Seni düşünmek namaz…” diyorsunuz… İşinizi de ibadet eder gibi yapabiliyor musunuz?

Sanırız öyle. Çünkü işimize de aşkla bağlıyız. Aşk, insanların Tanrı’yla yakınlaşma aracıdır; bir şarkıyı da, bir insanı da sevmek bunun mikro ölçekte deneyimlenmiş halidir. O yüzden insanın insana duyduğu aşkın bizi insanın Tanrı’ya duyduğu aşka götüren bir yol olduğunu düşünüyoruz. Aşk dünyayı döndüren en önemli güçtür hala. Ne para, ne pul, ne ideolojiler, ne başka bir şey dünyayı döndürür. Dünyayı aşk döndürür. Aslında bir şeyleri, birilerini severek; olduğumuz şeyle olmak istediğimiz şey arasındaki mesafeyi azaltarak cenneti buralarda da yakalama ihtimalimiz hala var galiba.