22 Şubat 2008 Cuma

sonunda foma!


Geçtiğimiz aylarda size FOMA’dan söz etmiştim. Türk rock’ının efsane gruplarından Mavi Sakal’dan Murat Tümer, Batur Yurtsever ve Tanju Eren’in solist Evren Uysal’ı da yanlarına alarak kurdukları FOMA; sert ve modern sound’u ve bir o kadar melodik şarkılarıyla Mart Ayı’nda bir maxi single çıkartmaya hazırlanıyor. Aslına bakarsanız, single’ın çıkmasını bekleyecek kadar sabır gösteremiyorsanız tüm şarkıları www.myspace.com/fomaband adresi üzerinden dinlemeniz mümkün. Mart’ta çıkacak maxi single sınırlı sayıda basılacak ve tükendikten sonra yeni baskısı yapılmayacak. Diğer bir deyişle ilerleyen yıllarda önemli bir arşiv değeri taşıyacağı kesin. Grubun ilk video’su “Ağlamak Yeniden Başlamak Demektir” adlı parçaya çekiliyor. Yine mart ayında açıklanacak bir promosyonla grubun single’da yer alan tüm şarkıları mp3 formatında 30.000 kişiye ulaştırılacak. FOMA bir yandan da yaz başında çıkartmayı düşündüğü albümü için harıl harıl yeni şarkılar yapıyor. Özellikle Tanju Eren’in “Hala”sını bir yorumlamışlar ki... Ancak onu dinlemek için biraz bekleyeceksiniz. Şimdiden görüşmelerini yaptıkları yaz konserlerinde FOMA’yı izlemek çok keyifli olacak diye düşünüyorum. Çünkü hem tecrübeleri, hem şarkıları, hem de enerjileri itibariyle tam bir performans grubu FOMA…

16 Şubat 2008 Cumartesi

teo'ya nazire...


Hürriyet/16.02
Doksanların ilk yarısında Teoman ve Şebnem Ferah’ın ilk albümleri Türkçe rock’ın kitleselleşme eğilimi gösterdiğine; Unkapanı patronlarının ezberini bozacak şekilde büyük ticari potansiyel arz ettiğine dair önemli işaretlerdi. Şebnem Ferah, ilk albümüyle büyük bir patlama yaparken; Teoman’ın geniş kitlelere ulaşması ikinci albüm “O” ve özellikle üçüncü albüm “Onyedi” ile oldu. Teoman, “Ne Ekmek Ne De Su” ve “Papatya” gibi iki büyük hit barındıran “Teoman” adlı ilk albümünden sonra çok sayıda konser verdi. Arkasından “Sus Konuşma”, “O”, “Bazı Yalanlar”, “Gemiler”, “Paramparça”, “On Yedi”, “Rüzgâr Gülü”, “Uykusuz Her Gece”, “İki Yabancı” gibi dillerde neredeyse marş kıvamına gelen şarkılar Teoman’ı; bir rock müzisyeninin Türkiye’de gelebileceği belki de en popüler noktaya taşıdı.

Birçok konu için geçerli olduğu üzere, Teoman’ın şarkı yazarlığı da en çok dil uzatılan konulardan biridir. Meyve veren ağaç taşlanır deyip işin içinden sıyrılmak da mümkün. Ancak bazı şarkılarda, nakarat melodileri için değil belki ama altyapılar açısından, esinlenmenin ötesinde kimi benzerlikler olduğuna tanık olduk. Öte yandan, samimiyetle söyleyebilirim ki, hiçbir zaman Teoman’ın dinleyicilerini bile isteye aptal yerine koyduğuna inanmadım. Çünkü kendisinin aptal bir adam olmadığını biliyorum. Hoş, akıllı da olsan; iyi niyetli de olsan yine söyleyen söyleyeceğini söylüyor ya neyse…

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Söz-Müzik Teoman” adlı saygı albümünü (Teoman mütevazılığından “sevgi” albümü denmesini tercih ediyor) gördüğümde Teoman’ın aslında ne kadar şanslı bir adam olduğunu düşündüm önce. Sezen Aksu, Candan Erçetin, Yaşar, İzel, Yavuz Bingöl, Mirkelam, Nil Karaibrahimgil, Harun Tekin, Emre Aydın, Yalın, Hayko Cepkin ve diğerleri… Hemen herkes bu albümde bir Teoman şarkısı söylemek için gönüllü olmuş. Bu Teoman’ın ne kadar iyi bir şarkı yazarı olduğunun, müzisyenlerin de Teoman şarkılarıyla özel bağlar kurduğunun en önemli göstergesi. Üstelik bu albüm serinin ilk ürünü; bir bu kadar daha şarkı ve sanatçı pek yakında piyasaya çıkacak ikinci albümde sizinle buluşacağı günü bekliyor.

Bu ilk saygı albümünde yer alan 14 isim, özgürce yorumlamışlar Teoman şarkılarını. Hani Müslüm Gürses başkasının şarkısını söylediğinde o şarkıyı ustalıkla bir Müslüm Gürses şarkısına dönüştürüyor ya; işte biz de bu albümün şarkılarını değerlendirirken aynı kriteri uygulayacak olursak ortaya şöyle bir tablo çıkıyor (tabii düzenlemenin önemini de göz ardı etmeyerek)…

Benim kişisel favorim kesinlikle İzel’in “Senden Önce Senden Sonra” yorumu. Daha sonra Yaşar’ın “Rüzgar Gülü” ve Mirkelam’ın “Güzel Bir Gün” yorumları diyebilirim. Emre Aydın’ın “Sürpriz” ve Yavuz Bingöl’ün “İki Çocuk” icraları da özellikle düzenlemelerine emek verilmiş kaliteli işler. Candan Erçetin’in “Kim?”, Nil Karaibrahimgil’in “İstanbul’da Sonbahar”, Hayko Cepkin’in “Gökdelenler”, Kreş’in “Bugün” yorumlarıysa; doğru şarkı seçimi ve doğru düzenlemelerle icracıların kendi albümlerine gönül rahatlığıyla koyabilecekleri kıvama gelmiş.

Mor ve Ötesi’inden Harun Tekin, “İstasyon İnsanları”nda abartısız vokali ve Sunay Özgür’ün yumuşak düzenlemesiyle iyi bir iş çıkartıyor. Rashit, “Kişisel Bir Şey” yorumuyla bildiğiniz Rashit kıvamında.

Gelelim albümün ağır misafiri Sezen Aksu’ya… Teoman’ın en mühim hitlerinden “Paramparça”yı seslendiriyor Aksu albümde. Nasıl diyecek olursanız; Sezen Aksu düzeyinde bir yorumcunun “Paramparça” gibi bir şarkıyı kötü söylemesi ne kadar mümkün ki zaten derim cevaben. Ama sanki şarkı seçimi daha farklı olsaymış Sezen Aksu’nun, kendi ruhunu işin içine daha fazla katma imkânı olabilirmiş gibi geliyor. “Paramparça”da bir şeyler eksik kalmış.

Ve son olarak albümün kıyasla isimsiz yorumcusu İrem Candar... Can Şengün’ün usta dokunuşunun da yardımıyla, “Duş” yorumunda çok güzel bir iş çıkartmış İrem. Vega’dan Deniz Özbey’in çok sevdiğimiz üslubunu tatlı tatlı andıran vokaliyle ve güzelliğiyle dikkat çekecek İrem’i kendi şarkıları ile dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.


tarkan'ın metamorfozu

Hürriyet/09.02
Tarkan Tevetoğlu, doksanların Türk pop müzik tarihine vurduğu en büyük damga, ona hiç şüphe yok. Sesi, şarkıları, cilveli vokal üslubu, sahnesi ve efendiliğiyle kazandığı büyük başarıyı sonuna kadar hak etti Tarkan. Sezen Aksu’nun kadın vokallerin üslubu üzerindeki etkisi neyse, Tarkan’ın vokal üslubunun doksanlar itibariyle çıkmış birçok erkek vokal üzerindeki etkisi de odur. Tarkan da, tıpkı Sezen Aksu gibi bu anlamda kulvar açmıştır, ilham vermiştir. “Aacayipsin” albümünü, gelmiş geçmiş en iyi Türk pop albümleri arasında sayarım. Tarkan, bol keseden herkesin isminin başına konan “star” sıfatını hak eden üç beş isimden biridir.

Sözün kısası, Tarkan bildiğiniz ligde değil aslında. Ama zaman zaman, tüm soğukkanlılığına ve sahip olduğuna inandığım sağduyusuna rağmen dolduruşa gelip bu ligde oynamaya çalıştığı oldu. Sen artık kulvar belirlemişsin, popüler müziğin başyapıtı olacak albümler yapmışsın öyle değil mi; bundan sonra her albümde bir “Şımarık”, bir “Hüp”, bir “Aacayipsin” yakalama kaygısı gütmek artık beyhude bir çaba değil mi?

Peki, ne yapsın bu adam? Ben yapacağımı yaptım deyip köşesine mi çekilsin… İki yol vardı bana göre, birini kısmen denedi. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere yurtdışı macerasından söz ediyorum. O İngilizce albüm uzadı da uzadı, yılan hikâyesine döndü. Sonuç kötü mü oldu? Ortaya çıkan işi beğenmedim desem yalan olur. Ama Avrupa’da (Amerika ve İngiltere’de bu sound’la mümkün değil) tutunmak çok meşakkatli bir süreç. Japonya kapsama alanında ama oraya da özel ihtimam göstermek gerekiyor. Netice itibariyle şimdilik olmadı o iş. Tarkan küsmüş müdür bilmiyorum ama şarkılarının, hem de Türkçe sözlerle birçok Avrupa ülkesinde nasıl ezberlendiğini hatırlasın her morali bozulduğunda. Ben ondan daha güçlü bir aday göremiyorum bu memlekette bu işi kotarmak için. Misyon olarak görmesi lazım her şeyden önce…

Gelelim ikinci yola… Onun konumunda bir müzisyen, bir şarkı yazarı, bir pop star nasıl konumlamalı kendini bundan sonra? Sezen’den mi şarkı alalım, Nazan’dan mı alalım, kendimiz mi yapalım; biriyle küselim, berikiyle barışalım meselesi değil artık mesele. Mesele sound meselesi, kendini aşma meselesi. Sound dediğiniz şey de popüler alan söz konusu olduğunda bir trend’tir ve bu trend belirleme cesaretini gösterebilecek kişilerin başında geliyor Tarkan.

Tarkan, yeni bir albüm yaptığında herkes üşüşüyor başına. Ben o, Tarkan’a sövelimcilerle, Tarkan ne yapsa güzeldirciler köşelerine çekilene dek beklemeyi tercih ettim “Metamorfoz”u yazmak için. Nihat Doğan’la Erol Köse basın toplantısı yaptılar ya hani “yeni imajını bizden çaldı” falan diye. En azından öyle haberler gündemden düşsün istedim, midem kaldırmıyor artık. Yeri gelmişken söyleyeyim; tepeden tırnağa Justin Timberlake’tir o imaj; hatta çıkış şarkısı “Vay Anam Vay”ın klipi de Timberlake’in kliplerinden göz ardı edilemeyecek izler taşıyor. Taklit demiyorum ama Tarkan çok farklı işler başaracak; biraz daha cesur olsa başka kulvarlar yaratacak yaratıcılığa ve enerjiye sahip her anlamda, sadece onun altını çiziyorum.

“Metamorfoz”, ilkin Tarkan’ın aslında ne kadar iyi bir şarkı yazarı olduğunu hatırlattı bana. Albümü oluşturan şarkıların büyük bölümü son derece iyi şarkılar. Albümün müzik prodüktörü Ozan Çolakoğlu deseniz dünya çapında bir adam bana göre. Gitarları Can Şengün çalmış, üstattır. Peki sorun nerde? Sorun sound’da. Belki de o sound’un güzergahını tamamen Çolakoğlu’na teslim etmemesinde, cesur olamamasında Tarkan’ın. Elektronik, dans altyapılı bir sound, esaslı bir adım diye düşünmüştüm “Vay Anam Vay”ı dinlediğimde. Ancak albümün tamamını dinlediğimde gördüm ki Tarkan bir türlü kendinden kopmaya cesaret edemiyor. Şarkıları konuşmaya gerek görmüyorum. Neticede bir Tarkan albümüdür, iyi şarkılar içermektedir; tutar, satar, ayrı meseledir. Dediğim gibi asıl mesele Tarkan’ın artık kendini aşması gerektiği. Kendi kendinin en iyi taklidi olmasına gerek yok artık, o taklitlerden çok var. Şimdi zaman, yeni bir kulvar açma, iktidarın sallanmasını göze alarak cesur bir adım atma zamanı. “Metamorfoz”da bu hissiyatın filizlerini görüyoruz ama Tarkan’ın daha kararlı olması lazım. En azından albümün adının hakkını vermek için…

mor, ötesi ve bizim çocuklar...

Önemli olan, Mor ve Ötesi’nin Eurovision teklifini kabul ederken hangi nedenlerden yola çıktığı… Önemli olan, yarışmanın Mor ve Ötesi kariyerine bir katkıda bulunup bulunmayacağı… Belki hepsinden önemlisi, Eurovision’da Türkiye’yi temsil eden bir grup olarak Mor ve Ötesi’nin, çıkardığı iş neticesinde ne kadar Mor ve Ötesi olarak kalabildiği bana göre. Hal böyleyken; oturduğumuz yerden yargılamak yerine, sanırım başka bir açıdan bakmamız lazım.

Mor ve Ötesi; Teoman ve Şebnem Ferah’ın doksanların başında patlattığı ancak daha sonra prodüktörlerin dar görüşlülüğü nedeniyle mecburen nadasa bırakılmış Türkçe rock’ı yeniden patlatan; üstelik bunu bir formül üzerinden değil, inandığı şeyi yaparak başarmış bir grup.

Yerel başarı kazanan, kitlesel olmuş bir grubun her zaman evrensel olma şansı vardır. Eurovision sahnesi, Mor ve Ötesi’nin çoktan hak ettiği Avrupa başarısı için bir girizgâh olabilir pekâlâ.

Kaldı ki, kendi kariyerini riske etmiş ve gelebilecek muhtemel eleştirileri göğüsleyerek Eurovision’da Türkiye’yi temsil etmeyi kabul etmiş bir grubu oturduğumuz yerden karalamak yerine, onlara destek olsak sanki daha doğru olur gibi geliyor bana.

“Deli” adlı şarkıya gelince… Herhangi bir Mor ve Ötesi albümünde yer alsa hepimizin sevip kabul edeceği kıvamda son derece iyi bir şarkı. Bu da grubun samimiyetinin ve niyetinin bir göstergesi.

Hürriyet Video'larını izlemet için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!