29 Ocak 2008 Salı

TUNA KİREMİTÇİ KENDİ HALİNDE

Hürriyet/26.01

Tuna Kiremitçi’yle ilk gençliğimizden tanışırız. Galatasaray Lisesi koridorlardan, Çiçek Pasajı’ndan, okul dergisine yazdığımız müzik yazılarından, okulun; o içinden onlarca müzisyen geçmiş meşhur müzik odasından… Çok yakın iki dost olmasak da o yıllarda; belki ikimizin de ortak düşleri yazı ve müzik üzerine kurulu olduğundan, geçen onca zaman içinde uzak düşmedik, bilakis daha çok konuşur, görüşür olduk.

Benim; yazı ve müzik ilişkisini nasıl kurduğum ortada. Tuna ise doksanların başında okulun müzik odasında başlayan Kumdan Kaleler serüvenine, bir süre sonra nokta koydu. O dönemde yazdığı ödüllü şiirleri, sinema-televizyon eğitimini, reklâmcılık deneyimini, özel hayatında atlattığı badireleri, yazdığı “best seller” romanları, şöhret olmasını falan bir yana bırakalım. Artık müzik yapamıyor olmanın, treni kaçırdığına inanmanın yarattığı ukde hep içindeydi Tuna’nın. Bu nedenle 97’den beri yazdığı şarkıları başkalarıyla paylaşmanın onun için ne kadar önemli olduğunu biliyorum.

Geçtiğimiz günlerde çıkan “Kendi Halinde” albümünde başta Metin Özülkü ve Genco Arı olmak üzere önemli müzisyenlerle çalıştı Tuna. Albüm’ün kapağının grafik tasarımından, kâğıdına her şey Tuna Kiremitçi’nin duruşuna, ruhuna uygun. Canlı kaydedilmiş albümün sound’u ve şarkılarına baktığımızda ise yetişkin bir kitleyi hedeflediğini söylemek mümkün.

Ancak Tuna’nın şarkılarla meselesini belki de en iyi bilen kişilerden biri olarak birkaç noktadan söz etmeden geçmeyeceğim.

Öncelikle olarak Kiremitçi’nin şarkı yazarlığı ile ilgili düşündüklerimi vokalistliği için düşünemiyorum maalesef. Onun da “ben çok iddialı bir şarkıcıyım” diye ortalarda dolaştığını sanmıyorum. Öte yandan; vokalistin sesinin sınırları özellikle bazı şarkılardaki duygunun dinleyiciye geçmesini engelleyecek kadar belirleyici olabiliyor. Eda Özülkü’yle düet yaptıkları “Şairin Şarkısı”nda, Özülkü’nün vokali girdiğinde şarkının nasıl başka bir şeye dönüştüğünü görüyorsunuz. Ben albümü dinlerken, örneğin bu şarkıları Zuhal Olcay söyleseymiş nasıl olunmuş diye düşündüm.

Tuna, albümün adını “Kendi Halinde” koyarken “benim zaten ticari bir iddiam yok, ben bunu kendim için yaptım” mı diyor bilmiyorum. Eğer öyleyse Tuna açısından sonuç son derece başarılı. Her anlamda eli yüzü düzgün ve kaliteli bir iş. Ama Tuna’nın amacının, şarkılarını daha çok insanla paylaşmak olduğu düşünülürse farklı pazarlama yöntemleri geliştirilebilirdi. Örneğin Kiremitçi’nin yayıncısıyla anlaşıp yeni kitap ve albümün lansmanı birlikte yapılabilir, iki ürün birlikte uygun bir fiyatla satılabilirdi. Müzisyenler böyle şeyleri sevmezler ama zaten devir artık albüm devri değil. Önemli olan şarkıları hedef kitlesine nasıl ulaştırabileceğinin yöntemini bulmak. “Dal Rüzgârı Affeder”den sonra üzerine ticari anlamda oynanabilecek şarkı “Mucize”, onu da unutmadan söyleyeyim.

15 Ocak 2008 Salı

indirmek, şimdi bedava!

Hürriyet/12.01.2008

Türkiye’de müzik sektörünün internet üzerinden paylaşım ve korsan sitelerden download gibi nedenlerle aldığı darbe azımsanamayacak kadar büyük. Birçok sanatçı artık albüm yapamayacak noktaya geldi. Çünkü prodüktör şirketler de bu işe yatırım yapamayacak, hatta kepenk kapatacak noktada. Bugün; bir müzisyenin ayakta kalması için konser yapması, konser yapması için de şarkılarının tanınması lazım. Peki albüm yapmadan, klip çekmeden nasıl tanıtacaksın şarkını? Kitleler ne sebeple konserlerini dolduracak? Şarkılarını bilmeden nasıl hep bir ağızdan söyleyecekler? Eskiden albüm satışından tonla para kazanan prodüktör şirketler, sanatçılarının konser gelirlerinden pay almadan, diğer bir deyişle “menajer şirket” olmadan nasıl varlıklarını sürdürecekler? Albüm yapamıyorlarsa, nasıl konserlerden pay almayı talep edecekler? Dijital müzik satışı gelirlerinden MÜYAP aracılığıyla aldıkları yapımcı hakkı dışında bir pay alabilmek için ne gibi stratejiler geliştiriyorlar? Geliştirmeye niyetleri yoksa; müzik taşıyıcı olarak audio cd’nin yerini mp3 çalarlara bıraktığı, albüm konseptinin yok olduğu, kliplerin Youtube üzerinden yayınlandığı bir dönemde neyin prodüktörlüğünü yapmayı düşünüyorlar, örneğin bir 10 yıl sonra?

Bu sadece Türkiye’nin sorunu değil elbette. Ancak Türkiye’den farklı olarak dünyada dijital müzik satışının tüm satışlardan aldığı pay % 20’ler seviyesine gelmiş durumda. Çünkü Türkiye, bu internet meselesinin bu noktaya geleceğini öngörecek kadar farkında değildi gelişmelerin. Galiba henüz “sektör” değildi müzik Türkiye’de. Daha birkaç yıl önce; sokaktaki korsan CD tezgahlarının nasıl kaldırılacağını konuşuyorduk. Çok değil birkaç ay önce, televizyonda bir grup ünlü sanatçının, toplumun ilgisini çekmek maksadıyla korsan CD’leri kırdığını gördüm. Korsan CD’si mi kaldı artık arkadaşlar? Korsan CD yapıp satanlar bile internet üzerinden paylaşımdan muzdarip, siz hala oralardasınız… Oralarda olduğumuz için de maalesef buralara kadar geldik.

Tüm dünya bu yeni dönemde müziğin ne şekilde satılacağı ve hak sahiplerinin haklarını hangi yöntemlerle alacağı konusunda kafa patlatıyor. Herkes etkileniyor bu değişimden; Madonna’sı, Radiohead’i, Prince’i… Herkes bir yol, bir yöntem bulmaya çalışıyor. Soru şu, tekrar altını çiziyorum: müziği nasıl satacağız, hakları nasıl paylaşacağız? Eser sahipleri, yorumcular, konser organizatörleri, menajerler, prodüktör şirketler, radyocular, televizyoncular, müziğe para yatıran sponsorlar hatta bu işin en alt kademesinde çalışan emekçisine kadar herkesin aklındaki soru bu.

Geçtiğimiz aylarda, dört meslek örgütü; MESAM, MSG, MÜYAP ve MÜYORBİR’in mobil iletişim firmalarıyla yaptıkları anlaşma, mobil müzik satışını ciddi oranda artırdı. Cep telefonlarının bu yeni dönemde bir müzik taşıyıcı olarak arz ettikleri değer düşünülecek olursa, şaşılacak bir gelişme değil. Artık eser sahibi de, yorumcu da, yapımcı da telefonunuza indirdiğiniz melodilerden ve şarkılardan hak ettiğini büyük ölçüde alıyor.

Peki, internet ortamında yasal olmayan yöntemlerle indirilen şarkılar? Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de internet paylaşımını yasal zemine çekmek, buradan bir ekonomi yaratmak maksatlı girişimler oldu. Ama bedava baldan tatlı. İnsanlar “bedavadan biraz daha pahalı” bile olsa yasal olan yerine baldan tatlı olanı tercih ediyor. Bu bir süreç ve zamana ihtiyaç var bu algının değişmesi için.

Bu anlamda geçtiğimiz günlerde meslek örgütlerinin TTNet’le imzaladığı anlaşmanın öneminin bilmem farkında mısınız?

Bugün itibariyle; 1 MBPS/4GB kotalı aboneler dışında (ki onlar da 2 YTL’lik bir fark ödeyerek aynı hakka sahip olabiliyorlar) tüm TTNet ADSL aboneleri 80 bini aşkın şarkı barındıran bir arşivi ayda 500 şarkıyı geçmemek kaydıyla ücretsiz indirme hakkına sahip artık. Tarkan gibi bir star’ın yeni albümü de o arşivde, önümüzdeki günlerde yayınlanacak birçok star’ın albümü de orada olacak. Pek yakında yabancı müzik içeriği de aynı paket kapsamında TTNet abonelerinin hizmetinde olacak. Siz ne idiğü belirsiz korsan sitelerden yasa dışı ve güvensiz yöntemlerle şarkı indirmek yerine, iç rahatlığıyla www.ttnetmuzik.com üzerinden indireceksiniz istediğiniz şarkıları. Hak sahipleri de hakkını alacak. Hak sahibi hakkını almazsa ortada sektör falan kalmayacak çünkü. Bu konuda duyarlı olmanız ricasıyla…

2 Ocak 2008 Çarşamba

YILBAŞI GEYİKLERİ


Çocukluğumdan beri ilk defa yılbaşı gecesi evde oturdum. İti kopuğu, herkesin toplu halde dingildeme hali içinde olduğu böyle sözde mühim günlerde eğlenmeye çalışmak, bizim gibi dingildemek için sebep aramayan sokak serserileri için gerçekten beyhude bir çaba ancak. Madem bunu biliyordun da evinde oturmak için neden bu seneye kadar bekledin diye sorabilirsiniz, en doğal hakkınız. Fakat eski yıllarda, evde oturmak için de bir sebebim yoktu yılbaşı gecelerinde. Artık var...
2007'ye girerken de fena geçmemişti yılbaşı gecesi bak şimdi aklıma geldi. Geçen yıl bu zamanlar Cihangir Caddesi'nde oturuyordum. Riko'nun evinde (Evet Kanat'ın Riko) hemen hemen davetlisi olan herkesi sevdiğim bir parti vardı. Hülya gelmişti Makedonya'dan, ilerleyen saatlerde o da partiye katıldı. Kutlu ve Özden Özmakinacı çifti vardı, Soner Günday, Suat Özkan; bir sürü sevdiğim adam... Sonra Hülya ile Baykuş'a gitmiştik son birkaç kadeh için. Güzeldi... Bak hakikaten güzel geçti 2007 sonra. Hayatımda bir sürü değişiklik oldu. Büyük değişiklikler, büyük kararlar... Şimdi geriye dönüp baktığımda 2007'yi çok iyi hatırlıyorum. Sanki bundan sonra gelecek güzel yılların bir habercisi oldu 2007.
İşte bu halet-i ruhiye içinde evde oturmaya karar verdik Erinç'imle. Anne ziyaretlerinden sonra yemek saati benim evde buluştuk. Bol mezeli güzel bir sofra kurduk. Kanallar arası geyik denizlerinde kaybolduk. İlerleyen saatlerde Murat (Tümer)'la İpek (Böceği) geldiler fakirhanemize. İpek yanında Cardinal Melon getirdi, yarısını indirdi muhabbet esnasında. Biz Erinç'le Efe Yaş Üzüm'le coştuk. Murat, İpek'in kadehinden ince inci indirdi kardinali. Bir ara hepimiz Victoria's Secret defilesine kitlendik. Ama ne kitlendik. Kadın diil ki onlar, başka bişiy...

Murat konuyla ilişkili olarak New York'dayken tanıştığı kimi ünlü ve güzel hatunlardan bahsetti.
Sonra politika konuştuk, Foma'nın albümünün pazarlama stratejisi üzerine konuştuk. Oralarda kızlar biraz sıkıldı :))
Murat'la İpek de, Tahtasaray'da aksam yemeği yemişler bize gelmeden önce. Batur, Tanju falan... Tahtasaray da bu arada benim sünnet olduğum yer. Levent'te eskiden Kemal Özkan Sünnet Sarayı'ydı orası. Hatta Kemal Baba da yılbaşı yemeği için ordaymış dün gece. Ulan bir dönem o kadar et kesilen yerde kebapçı açılır mı :) Hadi açtınız diyelim, Kemal Özkan nası et yiyo orda :)
Tuhaf bi şekilde bu sene hemen tüm arkadaşlarım evinde girdi yeni yıla. Bildiğim bir Barış (Yanargil) var sokaklarda olan. Onun da Ankara'dan bir kız arkadaşı geldi günübirlik; onunla aktılar ortamlara.
Sabaha karşı Kamil Koç'a bırakmış kızı :) Ama çok memnundu halinden.
Afşin Akın Bey, Kutlu Özmakinacı Bey ve grubu Yüksek Sadakat Çorlu'da konserdeydi bildiğim kadarıyla. Aylin Aslım bu yılbaşını çalışmadan, evinde sevgilisiyle geçirmeyi tercih etti. Reyhan evinde annesiyleydi; bir saatliğine Aylin'e uğramış. Kanat evdeydi. Okan'la Sinem evdeydi. Ayhan evdeydi Friends seyrediyordu son konuştuğumda. Zeynop, Tuba, Doğu, Çağlan, Serhat, Mazhar falan mangal partisi yapıp sonra feneri Tezgah'ta söndürmüşler. Baykuş camiası naaptı, kim çıktı kim çıkmadı bilmiyorum, ifadelerini alacağım gidince.
Selim Serezli, Hadi Elazzi ile birlikte konser ortamlarını gezmeyi planlıyordu en son, bilmiyorum çıktılar mı...
Bu arada evde olduğumuz için hemen hemen bütün kanalların yılbaşı özel programlarını izledim. Reyting hesabı baktığımızda Show TV'nin Ali Kırca'lı ana haberi üzeri Acun'un yarışması birinci olmuş. Acun'un yarışma hep birinci zaten. Bu sefer seyredip anlamaya çalıştım mevzuyu, püfü, noktayı. Tamamen milletimizin kumar eğiliminden kaynaklanıyor. Ortada soru yok, yarışma yok; tamamen kumar ve gaz. Seyrettiriyor mu, seyrettiriyor. Hani dedim Acun, konseptler üstü bir değer katıyor mu formata? Baktım o da yok. Acun çünkü komik ve akıllı bir adamdır. Ama diyorum ya; yarışmacı tipler düzgün, format heyecan verici; mevzu kumar adrenalini bağımlılığı...
CNN'de Beyazıt'ın programı pek ilgimi çekmedi açıkçası. Yılbaşı gecesi Beyazıt, CNN gibi bir kanalı seyredilir kılmak istiyorsa farklı birşey yapmalıydı, olmamış. Ben olsam Kanal D'nin yılbaşı programına Beyazıt'ı bir şekilde eklemlerdim. 2007'yi çok yüksek performansla geçirdi Beyaz Şov. Beyazıt hem şovmen olarak hem de kendini idrak etme anlamında büyük yol katetti. Seyfi Dursunoğlu ve Beyazıt'ın içinde olduğu değişik bir format Kanal D'yi birinci yapabilirdi.
Kanal D'nin eğlencesi Seyfi Dursunoğlu kaptanlığındaydı. Bir gerçek var ki onun olduğu yerde bir sihir oluyor. Bundan yıllar önce bir devlet memuru iken içinden gelen sesi dinleyerek başardığı işe bakıyorsun; gördüğü saygıya, sevgiye ve en önemlisi bunları hak ettiğine şahit oluyorsun. Yetmişlerini süren cinsiyetler üstü bu insan; hazımlı olmanın, efendi olmanın, saygın olmanın ne olduğunu göstermiştir umarım tüm şov dünyasına. Dilerim ömrü uzun olur. Kadın kıyafetleri içinde castırı castırı dans eden, klasik türk musikisi eserleri, kantolar okuyan; belden aşağı vururken bile ders verir nitelikte ve zeka dolu olan, dövse bile acıtmayan Seyfi Dursunoğlu'na takstar galaktika'dan sonsuz saygılar.
Seyfi Dursunoğlu'nun ve Okan Bayülgen'in ağırlığını koyduğu programda Özcan Deniz, Pınar Altuğ, Ata Demirer, Kibariye, Nihat Doğan gibi isimler vardı. İkinci olabildiler. Yine de yılbaşı eğlencesi formatı açısından baktığımızda en başarılı programdı Kanal D'ninkisi. Onun arkasından da Sibel Can ve Ebru Gündeş'li Star gelir. Fox da gücü yettiğince birşeyler yaptı, alaturkaya ağırlık verdi ama açıkçası beni tatmin etmedi. İlerleyen saatlerde de Osman Tan Erkır'ın bizzat arkasında durduğu proje Mahşer-i Cümbüş'e bağladılar (Osman Tan, Ebru Gündeş'in son sevgilisi olmasının yanı sıra, Fox TV'nin de başında biliyorsunuz). Bana soracak olursanız Fox formatı düşünüldüğünde, çok marjinal bir iş. Ben beğeniyorum beğenmesine de, en azından yılbaşı yayını akışı içinde yerleri yoktu diye düşünüyorum. Bilmiyorum reytingi noolmuştur.
Beni gene en çok şaşırtan TRT oldu. Tarkan'a sadece TRT ekranlarında olsun diye tonla para dökmüşler ama Tarkan play back söylüyordu yayında, gözlerime inanamadım. İlerleyen saatlerde Tolga Çevik'li Salih Kanyon'lu (aslen TV8 menşeili Komedi Dükkanı adlı program) doğaçlamalar da kurtaramadı TRT'yi. Çünkü o formatın mutlaka seyircili çekilmesi gerekir. Oyuncular gereken elektriği alamadılar seyirciyle iletişim kuramadıkları için. Bu da performanslarına yansıdı. Milli Piyango takibi nedeniyle TRT'de olanlar belki kurtarmıştır TRT'yi. Bu arada biletlerden biri Mecidiyeköy biri Üsküdar'a denk gelmiş. Şerefsizim Mecidiyeköy'den çekiyordum az daha bir çeyrek. Tüh...
ATV, AB grubunda birinci olmasına rağmen, bence sınıfta kaldı bu yılbaşı. Artık klasikleşmiş, şarkılı türkülü Avrupa Yakası Özel bir yere kadar götürdü işi, evet. Ancak sonrasında Kenan Doğulu üzerine kurulu olan ve Hepsi ile Burak Kut'un katıldığı konser; ATV gibi büyük bir kanalın yılbaşı programı'nı kurtarmaya yetmez. Kenan, evet 2007'ye damgasını vurmuştur. Çok eğlenceli ve başarılı bir adamdır. ATV yayını; canlıdır, güzeldir; ona da tamam. Ama böyle yılbaşı programı olmaz. TRT Tarkan'ı çıkardı biz de Kenan'ı koyalım karşısına tavrından da öte sanıyorum Ali Kırca ve ekibinin ayrılması, kanalın satılması gibi unsurlar ATV'nin adına ve etkisine yaraşır bir program hazırlamasını engelledi. O bir yılbaşı programı değildi; neresinden bakarsanız bakın bu böyle.
Beni kısmen hayal kırıklığına uğratan bir diğer kanalsa NTV oldu. Demet Akbağ'lı, Okan Bayülgen'li, Müjde Ar'lı program NTV her ne kadar kategoriler dışı başarılı işlere imza atıp AGB ölçümlerini iplemiyor ve buna rağmen başarılı oluyor olsa da yılbaşı için yeterli değildi. Uzun bir aradan sonra ekranlara dönen Okan; yeni nesil saçları ve bildiğiniz yüksek gerilim hatlarıyla ordaydı. Ben Müjde Ar'ın enerjisini; Okan'ın, programı ("televizyoncu olan benim ulan" tavrıyla) domine etmesinden ötürü yeterince göremedim. Pınar Kür, Çiğdem Anad, Aysun Kayacı'lı formatın ne kadar başarılı olduğu ve Müjde Ar'ın oradaki performansı düşünüldüğünde yazık oldu bile denilebilir yılbaşı programına. Ayrıca program, teknik hatalarla doluydu. Format; herhangi bir yayın döneminde ilgi görebilir (bir konu hakkında Müjde Ar ve Okan Bayülgen iki ayrı kutupu savunuyor ve kimin haklı olduğu soruluyor izleyiciye). Ama yılbaşında ne alaka yahu? Homo Erectus kimdir, CEO neyin açılımıdır gibi konular... Okan Bayülgen format bankası mı oldu, kanalları hipnotize mi ediyor bilmiyorum artık... Hele hele kazananlara verilecek ödülle ilgili; "aldığınız ödülü bilmem hangi kuruma bağışlıyor musunuz yoksa kendinize mi alacaksınız" diye sorulması çok acaipti. Bu ne baskı yahu? Her şeyin bir adabı, raconu var...
CNBC'nin Victoria's Secret defilesi klasiğine Fashion One, firmanın eski şovlarını da yayınlayarak misilleme yaptı. Bizim de gözümüz gönlümüz açıldı.
Daha ilerleyen saatlerde sinema kuşağına giren kanalların tercihi bazen ismiyle bazen de cismiyle erotik olan filmlerdi. Erinç'le kanalların bu tercihinin bilinçaltını yorumlamaya çalıştık. Göbeğini kaşıyan adam eğer meydanlara çıkıp turist taciz etmiyorsa olay şöyle gelişecekti... Adam yiyecek içecek, karısı hizmet edecek. Adam içecek, dansözleri seyredecek. Coşup Viktorya'nın sırrını çözecek. Kafası iyice güzel olacak. Üzerine bir de Demi Moore'den Striptease... Vay o karısının haline o gece artık :). Sanki program akışlarını yaparken bunu hesap ediyorlar :)))
Bir yılbaşı gecesi de böyle geçti işte... 2008 geldi; ama harbiden hoşgeldi!